Milli İrade!

Demokrasinin omurgası milli irade. Seçme ve seçilme ehliyetine sahipsen sandık son sözü söyler. Doğru. Bu milli iradenin "tecellisi" olarak tanımlanıyor. Ancak milli irade sınavını geçtikten sonra uyulması gereken kurallar var; aynen "sürücü ehliyeti" almak gibi... Yaşın tutuyorsa... Araç kullanmakla ilgili gerekli eğitimleri tamamladıysan... Sürücü ehliyeti sahibi olmakla ilgili yasaların öngördüğü kural ve koşulları yerine getirirsen... ...

Truman Show!

  Son dönemde yaşanmakta olan olayların ışığında birden, -nedense-,  Truman Show isimli filmi anımsadım! The Truman Show Andrew Niccol tarafından yazılan ve Peter Weir'ın yönettiği 1998 yapımı bir filmdir. Filmde Jim Carrey, Laura Linney, Ed Harris ve Natascha McElhone gibi yıldızlar yer almıştır. Vikipedia'da filmle ilgili kısaca şöyle bir bilgi var ki sanki filmin sonu 31 Mayıs 2013 Gezi Parkı! "Truman Burbank, kartpostalları aratmayacak güzellikte ...

Siyasette “itibarlı” olmak!

  “İtibar” siyaset  jargonunun baş tacı… Tüm söylemler “itibarla” ilgili bir meselenin kapısını çalıyor… Ama gel gelelim; Siyaset kurumunun itibarı “yerlerde sürünüyor”. Beni tanıyanlar, daha önceki yazılarıma göz atmış olanlar bilir; “Siyasette, sporda ve sekste itibar yönetimi olmaz” felsefesini savunurum. Çünkü bu kavramlarla ilgili meselelerin içinde; Etik yoktur. Adı yolsuzluklara karışmış bakanlar başkalarından bir baskı veya uyarı gelmeden ...

Siyasette ve adalette itibar arayışı!

Siyaset ve adalet kurumları "itibar yönetimi" yapıyor olsalardı hayatımız acaba ne kadar farklı olurdu? Yani itibar yönetiminin ana girdileri olan;adil olmak,  açıklık, şeffaflık, sorumluluk ve hesap verebilirlikle işler yönetilebilseydi! Rüşvet, yolsuzluk bataklığına saplanmış bir ülke konumunda oluşumuz sadece bugüne özgün bir gündem değil. Uluslararası Şeffaflık Örgütü yolsuzlukla mücadelede İskandinav ülkelerinin 89 puanla listenin üst sıralarında ...

Cihangirli oldum!

Yaklaşık yirmi yıldır bir ayağım İstanbulda... Bunun ilk on yılını Teşvikiye Camiinin hemen yakınında, cadde üzerindeki Güneş apartmanında geçirdim. O trafik yoğunluğu içinde 500m2'yi bulan bahçesi ile gerçekten bir "vaha" idi. Sonra Kabataş'lı yıllar başladı... Setüstünde, Topkapıdan, Boğaz Köprüsüne uzanan; Salacak, Üsküdar, Haydarpaşa'ya karşı balkonumda çay yudumladığım (!) günlere, gecelere uzandık. Ve zorunluluklar nedeniyle her şeyine alıştığım Kabataş'la ...