Birbirimizin hayatında hangi rolü oynuyoruz?

Yaşam kendi içindeki çelişkileri ve komiklikleri ile akıp gidiyor.
Arkamıza dönüp baktığımızda farklı zaman dilimleri içinde hayatımızda bir takım insanların farklı rolleri oynadıklarını görüyoruz.
Aynen bizim de bir takım insanların hayatında oynadığımız roller gibi.
marlonÇekirdek aile içinde bile büyük kardeş zaman zaman kendisinden talep edilmese bile “baba” rolünü üstlenebilir. Küçük kardeşlerin böyle bir beklentisi olmadığı için büyük kardeş “baba” rolünü oynar ama bir “babanın saygınlığını” hiç bir zaman elde edemez! Oysa ki rolü çok başarılı bir şekilde oynamış bile olabilir ve aile dışından bu konuda ciddi takdirler de alabilir!
Bazen evliliklerde de karşımıza çıkar. Çiftler birbirlerine aşık olmadıkları halde “Love Story” nin yönetmenini kıskandıracak yetkinlikte aşka soyunurlar! Ama arka planda aşk olmadığı için rolleri  Bostanlı pazarından alınmış giysiler gibi sırıtır.
Aşklarını terk edip arkadaş evlilikleri yapanlar ise zaten birbirlerine “arkadaş” rolü vermişlerdir. Yaşam bu eksen üzerinde akıp gidecektir. Bir arkadaşın sorumlulukları evliliğin omurgası biçiminde yaşamla sarmal olur.
Asıl tehlike sosyal hayatın içindeki ilişkilerde! Kimin hayatında kimin ne rolü var?
Aslında iki kişi, arasındaki rol dağılımı basit, anlaşılabilir ve uygulanabilir. Ama bu iki kişinin arasında dahil olabilecek üçüncü, dördüncü, onuncu, onbeşinci kişiler olduğunda roller de farklılaşmaya başlar.
Aslında farklılaşan roller değil dağ başında, gecenin bir saatinde kız başına eve dönerken araban bozulduğunda ailenin dışında ilk kimi arayabileceğindir!
stock-footage-angry-woman-talking-on-smart-phone-car-trouble-travel-alone-mountainTabii ilk aradığın kişinin o telefonu görüp de açmaması, açıp ta “bu saatte seninle uğraşamayacağım” havasında konuşması veya sorunu savsaklaması, “outsource” etmesi o güne kadar o kişiye biçilmiş rolün ne derece doğru ve isabetli olduğu ile ilgili bir hayat dersidir!
Ve o an “dank” eder!
Hayatımızda aslında kaç kişiye hak etmediği o rolleri vermişiz.
Bir anda yaşamımıza “kâbus” gibi çöker gecenin alaca karanlığındaki iç hesaplaşma:

Gerçekten kim “arkadaş”,
Kim “iş arkadaşı. mahalle arkadaşı, uzaktan tanıdık”…
Kim kardeş, abla, ağabey, dayı, amca vs.
Kim “dost”…
Ama hepsinden önemlisi kimdir o aile dışında “ilk aranacak olan”
Asıl karın ağrıtan soru ise, başkalarının bize verdikleri rol gerçekten bizim üstlendiğimiz sorumlulukların karşılığı mı?  Ya haberimiz olmayan sorumlulukların omuzlarımıza yüklendiği bir rolden habersizsek! Ya gecenin bir saati, uykunun en derin saatlerinde çalan telefon dağ başında arabası bozulmuş bir “tanıdıktan” geliyorsa!
Temel sorun zaten gerçek rollerle varsayılan roller arasındaki çelişkiden ibarettir.

O romantik akşam yemeğinden sonra erkek sinemaya “sevgilisi” ile gittiğini günlüğüne not düşerken kadın tarafında durum bir “arkadaşı” ile gittiği filmi beğendiğinden ibarettir!
Bir tatil dönüşü ev “komşusu” değil “hırsız” tarafından soyulmuştur.
Genç kızın kariyeri için çok anlamlı bir terfi “patronun” bir hafta sonunu Prag’da geçirmek teklifi ile anlam ve şekil değişikliğine uğrar!
Hasta yatağında son günlerini geçirmekte olan ailenin büyüğü bir anda karşısında “çocuklarını” değil mirasa “hissedarları” bulabilir.
Birlikte aynı işe giren iki “arkadaşın” zaman içindeki rekabeti “düşman” saflarındaki kavgadır artık!
Oysaki ilişkilerdeki rolleri belirleyici unsur “kokudur”, “dokudur”, “tondur”… Bir heykeltıraşın elinden çıkmış yontudur!
Kime, hangi konuda ne kadar güvenebileceğin meselesidir.
Özünde varsa, vardır… Yoksa “yoktur”... Bunu da bakışlar anlatır. Eller, ayaklar, dudaklar, kelimeler değil.

 

No Comments Yet.

Yanıt yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir