Sorumluluklarımızdan Sorumlu Olmak!

Kasım ayının ilk yarısında MediaCat tarafından düzenlenen Brand Week organizasyonundaydım. 9 Kasım Perşembe sabahı da “Sorumluluklarımızdan Sorumlu Olmak” başlıklı konuşmam ile katılımcıların karşısına çıktım. Oldukça kapsamlı olumlu tepkiler aldığım konuşmamı izleyemeyenler için burada paylaşmak istedim…

“İlk sürdürülebilirlik kartviziti”

Hayatımda üzerinde sürdürülebilirlik direktörü yazan ilk kartviziti 2001 yılında San Francisco’da düzenlenmiş olan uluslararası bir kongrenin kahve molasında küresel bir şirkette görev yapan meslektaşımdan aldım. Şaşırdım tabii…

 “Sosyal sorumluluk değil sürdürülebilirlik mi diyorsunuz” dedim.

O da tane tane bana; “şirketlerin sürdürülebilirlik stratejisi yoksa kurumsal sosyal sorumluluk adı altında yapacakları çalışmaların hayırseverlikten başka bir şey olamayacağını“ söyledi. Ve ilave etti; “tabii ki hayırseverlik de güzel bir şey ancak çocuklarımıza yaşayabilecekleri bir dünya bırakamazsak hayırseverlik yapmak için bile çok geç kalınmış bir dünyanın içinde bulurlar kendilerini.”

Yani “önce kirletelim sonra temizleriz” anlayışı bizi her yere götürebilir ama kurumsal sosyal sorumluluğa götürmez.

Gerçekten, genel olarak kurumsal sosyal sorumluluktan çıkardığımız anlam, üretelim, dağıtalım, satalım elde ettiğimiz kârın bir kısmını toplumun ihtiyacı olduğunu düşündüğümüz konulara harcayalım şeklinde. Bu anlayışın içinde üretirken, dağıtırken, satarken; adil ve hakkaniyetli olmak var mı, şeffaflık, hesap verebilirlik var mı, başta doğal kaynakların korunması, insan hakları, tüketici hakları, kadın, çocuk, hayvan, engelliler gibi bu gezegeni paylaştığımız her şeye karşı öncelikli bir sorumluluk var mı?

 Yok…

 Çünkü bunlar para kazandıktan sonra düşünülecek hususlar…

 İşte burada ayrılıyoruz!

 “Sigaracılar”

 Bu fotoğrafa iyi bakın. 1994 yılında ABD Kongresinde “Valla billa sigara sağlığa zararlı değildir” şeklinde yemin eden dünyanın en büyük sigara üreticilerinin CEO’larının fotoğrafıdır bu. Bu şirketlerin her birinin on yıllardır devam eden farklı sosyal sorumluluk projeleri var eğer bunları sorumluluktan sayarsanız!

 Sanayi devriminden bu yana yaşam “paraya” endekslendi. Para, maalesef değer oldu. Bu yüzden gezegene kurumsal sosyal sorumluluk, kurumsal vatandaşlık ya da sürdürülebilirlik kavramlarıyla pansuman yapmaya çalıştığımız yara aslında metasaz yapmış bir kanser gerçeği.

Orhan Ay

“Orhan Ay”

İşte Orhan Ay’ın henüz Samsun’da ilköğretim okulu 5. Sınıfında iken yaptığı resim. Arçelik’in 2009 yılındaki yarışmasına birincilik alan bu resim o yaştaki bir çocuğun büyüklerinden nasıl bir dünya teslim aldıklarını anlatıyor. Önce para kazanalım sonra ulvi işlere bakalım meselesinin arka planını 11 yaş aklı böyle resmedebiliyor.  Ama gelgelelim dünyanın en iyi üniversitelerinde eğitim almış, deneyimli, birikimli, on binlerce kişiyi istihdam eden, küresel pazarların ana oyuncuları arasına girmiş yıllık gelirleri dolar cinsinden minimum altı sıfırlı yöneticiler bu resmin içinde kendilerini göremiyorlar!

“Para bir değer oldu”

 Geçtiğimiz yüzyılın başında sistemin aksaksız çalışabilmesi için dahiyane bir icatla;

  • Ülkelerin gelişmişlikleri kişi başına dolar cinsinden gelire endekslendi, dolayısıyla şirketlerin büyümesi de buna paralel şekillendi
  • Herhangi bir değeri olmayan hisse değeri büyüklüğün kıstası oldu; 35 milyar dolarlık Enron bir gecede 80 cent’lik şirket oluverdi
  • Salıncak, kaydırak yerine gölge şirketler vurgun yapabilsinler diye borsalar geliştirildi.

Yani “para” bir değer oldu! Önce para kazanalım sonra diğer işlere bakarız anlayışı yaşam tasarımı olarak kabul edildi..

Buna kozmetik olarak da ihtiyaçların karşılanmasından “arzuların pazarlanmasına” yatay geçiş yapılınca reklam ve halkla ilişkiler ile tüketim toplumuna yönelişinin alt yapısını oluşturan “markalar” sisteme eklendi. Bunun sonucu olarak da tüketim ekonomisi bizi tüketim toplumuna dönüştürdü.

“Gezegenimiz tükeniyor”

 Günümüzde 1,5 milyar insanın içilebilecek suya erişemediği dünyamızda bir kadın çantasının üretimi için 8.200 LT su tüketildiği noktasına gelindi.

Elimize geçen yarım litrelik bir pet şişe suyun ekonomimize maliyeti aslında 5,5 litre su. Bunun 5 litresi pet şişenin üretiminde kullanılan miktar. Kullanılan pet şişenin doğada çözülemeyişi de cabası!

Gezegenimiz tükeniyor. Küresel ısınma, iklim değişikliği gibi tüm insanlığı ilgilendiren sorunlar yaşamın geleceğini tehdit ediyor. Salgın hastalıklar, açlık, kuraklık, sıcak savaşlar nedeniyle yerlerinden, yurtlarından olan milyonlarca insanın kitlesel göç ve mültecilik sorunu yanı başımızda.  Tarım alanları hem azalıyor hem de niteliğini kaybediyor. Ve tabii ki su sorunu her birimizin ve çoluk çocuğumuzun geleceğini risk altına alıyor.

Ve hepimiz bir şeyler yapmak istiyoruz. Ama neyi, nasıl yapacağız? Bilemiyoruz. İçimiz acıyor, çözümün bir parçası olmak, en azından bir ucundan tutmak istiyoruz.

Geriye dönüp bakacak olursak sosyal sorumluluk meselesinin kurumsal olmasından çok bireysel olduğu gerçeğini hatırlatacak iki örnek vermek gerekir.

“Bireysel sorumluluğun ilk örnekleri”

 1500’lü yıllarda sadece İstanbul’da 2500’ün üzerinde vakıf vardı. Bireysel sorumluluğun karşılığı olan vakıflar toplumun ihtiyaçlarının karşılanması ile ilgili günümüze kadar gelen yatırımlar yaptılar. Eğitim, kültür, sağlık, alt yapı (su, ulaşım, aydınlatma, kervansaraylar) ve diğer temel ihtiyaçlar vakıfların çalışma alanlarını oluşturuyordu. Vakıflar, Bireysel sorumluluğun kurumsallaştırılmış modeli olarak da tanımlanabilir.

Leylek Vakfı

Örneğin o yıllarda İzmir’de kurulu Leylek Vakfı; İzmir Yeni Cami civarındaki leyleklerin beslenmesi için kurulan bir vakıftır. Leyleklerin beslenmesi için senelik yüz kuruş ödenek ayrılması amaçlanmıştır.

Brand Week 2017

1950’lerde sanayinin doğal kaynakları hoyratça tükettiği ve bilinçsizce tüketim toplumuna gidildiğine dair ilk uyarılar yönetim filozofları olan Peter Drucker  ve Howard Bohen’den geldi. Drucker, 1950’lerde iş dünyasının içinde yaşadıkları topluma karşı sorumluluğun para kazanmaktan daha önemli olduğunun altını çizdi ve işi doğru yapan değil doğru işi yapan liderlerle toplumun gelişebileceğini vurguladı.

Bu tespite kimse rağbet etmedi tabii;

Bu gezegende “misafir” statüsündeydik ama;

Üretmek için doğadan aldığımız borcu geri ödemeyi kimse önemsemiyordu

Kaynakların sınırlı olduğu gerçeği ile yüzleşmek de kimsenin işine gelmiyordu.

Bize sadece monopol oynama izni verdiler. Bu monopol tahtasının sanal merkez bankalarının dağıttığı karşılığı olmayan paralarla tanıştırdılar. Bunlarla mutluluk oyunu oynamamızı istediler. Karşılığı olmayan bu paralarla bizim olduğunu zannettiğimiz evler, arabalar, oteller aldık. Su, elektrik, demiryolu şirketlerinin sahibi olduk. Türkiye’de 2001, dünyada ise 2008 krizinde bir kere daha gördük ki bunlar bizim değilmiş!

Üstüne üstlük Nobel ödüllü iktisatçı Milton Friedman 1970’lerde iş dünyasının arayıp da bulamadığı reçeteyi yazdı ve sosyal sorumluluğun aslında şirketlerin “kâr etmesi” olarak tanımladı!

Böylece o güne kadar kör topal da olsa bir şekli ile var olan etik ve ahlaki sorumluluklar, şeffaflık, hesap verilebilirlik, sorumluluk ile birlikte halının altına süpürüldü.

 Aradan geçen zaman göstermiştir ki; başarı ölçütünün “para” ve türevleri olduğu yerde şirketler kurumsal sosyal sorumlu olamaz… Günümüzde şirketler ve bunların yöneticileri para cinsinden başarıları nedeniyle ödüllendiriliyorlar, “aferin” alıyorlar. Paranın önceliklendirildiği iş ortamında sorumluluk hedeflenen parayı kazanıp kazanmadığımızla ilgilidir. Toplumsal yaşama ve üzerinde yaşadığımız gezegene ne kattığımızla ilgili değil!

 Örneğin dünyanın en kapsamlı kurumsal sosyal sorumluluk projeleri ve raporlarının üreticisi olan VW en çevreci otomobil reklamı yaparken aslında en fazla karbon monoksit salınımı yapan araçları üretiyordu. Toplumu bir yandan hedeflediği paraları kazanmak için ahlaksızca kandırırken, neden olduğu çevre kirliliği ile yer yüzündeki 7 milyar insanın yaşam kalitesinin bir nebze daha düşmesine neden oluyordu.

Fukushima’da patlayan nükleer santralden sızan radyasyonu işletici TEPCO’nun borsada hisseleri düşer endişesi ile haftalarca sakladılar!

 Bir derebeylik olan FİFA’da olan bitenlere hep birlikte tanık oluyoruz.

Brand Week 2017

“İyi örnekler yok mu?”

Bu arada iyi örnekler sosyal sorumluluk kavramı etrafında toplaşmamıza da neden oldu. Belki bunda ekonominin temel göstergesi olan tüketicinin tercihlerinin giderek artan eğilimi etken oldu.

  • Kimse talep etmediği halde ilk sosyal sorumluluk raporunu 1989’da üreten Ben & Jerry
  • Resmi bir talep olmamasına karşın bir tüketici şikayeti nedeniyle 50 ülkedeki tüm ürünlerini büyük bir maliyeti olmasına karşın bir çırpıda geri toplayan Mars
  • Günümüzdeki sürdürülebilirlik anlayışını 1980’lerden bu yana kendi iş modeli olarak tanımlayan Patagonia

Patagonia örneği önce para kazanalım değil önce sorumluluklarımızı bilelim para nasıl olsa bunun karşılığı gelir anlayışının bir göstergesi olarak değerlendirilmeli. Dünyayı 1990’ların başında organik pamukla tanıştıran bu şirketin dört bir tarafı sorumluluk öyküleriyle dolu.

“Ne yapılabilir?”

 Birkaç başlık paylaşabilirim… 

  • Örneğin şirketlerin yönetim kurulunda sosyal ortakların sesi olarak görev yapacak sivil toplum kuruluşlarına yer verilmesi zorunlu hale getirilebilir.
  • Gelişmişlik endeksi mutluluk endeksine dönüşebilir
  • Bu gezegenin sesi olmaya gayret eden B Corp adı altındaki sosyal şirketlerin yaygınlaşması sağlanabilir.
  • Etik ve adil ticaret sertifikasyonunun kamu ihaleleri için bir zorunluluk olması sağlanabilir.
  • Televizyon ve radyolarda hava durumu raporlarında dünyadaki karbon monoksit salınımı ve kirlenen su kaynakları günlük olarak yayınlanabilir
  • Teknoloji devriminin son halkası olan yapay zekanın kodlarında vicdan yerleştirilebilir!

“Sorumluluk kurumsal değil bireyseldir!”

Görüyoruz ki bireyler sorumlu olmadığı sürece şirketlerin sorumlu olma olasılığı bir kandırmacadan ibaret. Bu nedenle işe “kendimizden” başlamalıyız. Aşırı tüketimin parçası olmamalıyız. Başkasına değil kendimize” hesap vermeliyiz. Örnek sorumluluk alanları yaratmalıyız. Bunları iş yaşamındaki sorumluluklarımızın içine taşımalıyız, çevremizle paylaşmalıyız.  Yolda yürürken attığımız her bir adımın bir sorumluluk adımı olduğunun bilincinde geriye çocuklarımız için yaşanabilecek bir gezegen ve yaşam kalitesi bırakmalıyız.

 En etkili kurumsal sosyal sorumluluk; etik ve adil olmak, şeffaf ve açık olmak, hesap verebilir olmak ve her alandaki bireysel sorumluluklarımızı yaptığımız işin, aldığımız kararların içine taşımaktır.

 Yani sözün kısası; önce kirletelim sonra temizleyelim değil sorumlu tüketelim ve yönetelim anlayışının kurumsal sosyal sorumluluk olduğu tanımı ile bu salondan çıkalım.

Jose Mujica Perez

Yaşam felsefesi bir çok insan için bir pusula olan Uruguay eski Devlet Başkanı Jose Mujica Perez’den bir alıntıyla tamamlayalım;

Uruguay eski devlet başkanı Jose Mujica Cordano (Pepe) aslında içinde bulunduğumuz çelişkiyi Türkiye ziyaretinde çok basit bir şekilde özetledi: Tüketim medeniyeti bir örümcek ağı gibi, hepimizi yakalıyor. Mutluluğu, bitmek bilmeyen bir iştahla bir şeyler satın almakta sanıyoruz.

 Bir şeyi satın aldığınız zaman bunu parayla satın almıyorsunuz, bunu aslında zamanınızla satın alıyorsunuz. Yani bu parayı kazanabilmek için yaşamınızdan bir zaman ayırıyorsunuz. Bu zamanla da bu almak istediğiniz şeyleri alıyorsunuz. Peki ne oluyor?  Diyelim bir otomobil, bir ev eşyası satın alıyorsunuz ama yaşamdaki zamanı satın alamazsınız! Süpermarkete gidip bana 500 yıl verin diyemezsiniz. Ben anladım ki özgür olmak için zamanımı elimde tutmam lazım.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

No Comments Yet.

Yanıt yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir