Sign up with your email address to be the first to know about new products, VIP offers, blog features & more.

“Büyüme masalının” içinden yoksulluk çıktı!

Bir arkadaşımın “ Covid-19 sürecinde ne öğrendik” sorusuna şöyle cevap vermiştim: “Kapıdaki Maserati bahçıvanın gübre taşıdığı el arabasından daha az kıymetli olabileceğini hiç düşünmüş müydü?”

Bırakın ülkeler arası seyahat edebilmeyi, sokağa bile çıkamayıp zorunlu/gönüllü ev hapsi yaşamak durumunda kaldığımız dönemde ister istemez evimizle, bahçemizle, yıllardır temizlemediğimiz depolarımızla oyalanmak durumunda kaldık. Yaşanmasını bir sonraki dünyaya gelişimize ertelediğimiz aşklar gibi maskelerin, dezenfektanların, günlük vaka ve vefat sayılarının girdabında kendimize eğreti bir yaşam kurduk. Eski güzel günlere öykündük. Özgürlüğün ne kadar önemli olduğunu kavradık.

20. Yüzyıla kadar imparatorlukların toprak büyüklükleri merkezinde küreselleşme bayrağını göndere çektiği dünyamızda sonra sayıları 200’ü bulan ulus devletlerin içindeki şirketlerin ürün ve hizmetleriyle üretim ve pazarlama yüzölçümleriyle kıyaslanan küreselleşme rüzgârı ile tanıştık. Ama, Koronavirüsün küresel başkaldırışı ulus devletleri bile çaresiz bıraktı. Zenginliklerinin aslında sanal olduğunu belgeledi. Zenginliklerini varoşlardan korumak adına yüksek duvarlarla ördükleri gettolarda yaşamak durumunda kalan milyarderlerin öyküleri gibi ulus devletlerin zenginliklerinin de GSMH ile ifade ettikleri duvarların bir anlam taşımadığını böylece öğrenmiş olduk! Oysaki GSMH bir havuç idi. Ülkelerin gelişmişliğine, zenginliğine para cinsinden biçilen bir tarife idi. Bu havuç eğreti bir sopanın ucunda “büyüme masalı” ile donatıldı. Büyüme ve refah eş anlamlı sözcükler olarak kullanıldı. Hatta refah tüketerek yaşam kalitesinden vaz geçmek gibi bir yere geldi ve tıkandı. “Yüzde kaç büyüme hedefimiz var?” şirket jargonlarında finansal metriklerin “amaç” cinsinden ifadesi oldu.

“GSMH Devlet memurlarımızın ahlâkını ölçmez”

politico

Robert Kennedy 1968’deki o meşhur şiirsel konuşmasında şöyle demişti: “GSMH her şeyi ölçer hava kirliliğinden ağaçlarımızın yok edilmesine kadar. Fakat çocuklarımızın sağlığını ölçmez. Devlet memurlarımızın ahlâkını ölçmez”.

Bir suikast sonucu öldürülen ABD Başkan adaylarından Robert Kennedy’nin bu ifadesini geçen yıl Fütüristler Derneği tarafından en iyi on yerli fütürist kitabı arasında ilk sırada gösterilen Oyun Bitti isimli kitabıma sadece bu kadar alıntılamışım nedense! Oysa Robert Kennedy genelinde şöyle vurgular bu yaklaşımını:

“Bizim GSMH  hesaplamalarında hava kirliliğini, tütün reklamlarını ve otobanlarımızdan yaralıları toplamak üzere kullanılan ambülansları hesaba katar. Evlerimizi korumak için tesis ettiğimiz güvenlik sistemlerinin ve evlerimize gizlice girmeyi başaranları tıktığımız cezaevlerinin maliyetlerini kayda geçirir.  Ormanlarımızın yıkımını ve bunların yerlerini genişlemenin ve kaotik kentleşmenin almasını içerir. Napalm bombalarının nükleer silahların ve kent kargaşasını zapt etmek için polisin kullandığı silahlı araçların üretimini içerir. Çocuklara oyuncak satmak için şiddeti yücelten televizyon programlarını kayda geçirir. Öte yandan, GSMH çocuklarımızın sağlığından, eğitimimizin kalitesinden ya da oyunlarımızın neşesinden söz etmez. Şiirimizin güzelliğini ve evliliklerimizin kudretini ölçmez. Politik tartışmalarımızın niteliğini ve temsilcilerimizin güvenilirliğini değerlendirmekle ilgilenmez. Cesaretimizi, aklımızı ve kültürümüzü dikkate almaz. Ülkemize duyduğumuz şefkat ve adanmışlık hakkında tek bir söz söylemez. Kısacası GSMH, yaşama cefasını değerli kılan şeyler dışında her şeyi ölçer.”

Kennedy’nin tüm siyasetçilere ve gelecekten umutlarını kesmeyenlere yönelik konuşmasının tamamını bu bağlantıdan okumanızı salık veririm.

Kennedy’nın asıl vurguladığı GSMH masalı ile toplumları “büyümeye” odaklandırmanın altında insanı ve gezegeni nasıl tükettiğimiz yatıyor. Özellikle 1929 bunalımının ardından hayallerin ve arzuların pazarlanmasının alt yapısı “yeni bir tüketici kimliği” yaratılması ve bunun pazarlanması ile gerçekleşti. Yüz yıl kadar sonra Kara Cumalarla tanımamızın arkasında bu profilin yaratılması yatıyor.

Bunun için, reklam, halkla ilişkiler, araştırma, marka ve pazarlama dünyasının içindeki tüm disiplin ve kavramların el ele tutuşması sağlandı. “Her ne pahasına olursa olsun” tüketmek aynı zamanda “büyümek” demekti! Yani GSMH Kavramsal olarak akademik ayrıntıya boğulmadan, basit, yalın ve anlaşılır bir yaklaşımla GSMH ve GSYH ‘yı Burak Köylüoğlu’nun blogundan okuyup bilgilenebilirsiniz. (*)

Madem GSMH ülkelerin refah düzeyinin tanımlanmasında ve ekonomik hareketliliğin sosyal beklentilerle buluşmasında etkili bir gösterge nasıl oluyor da kavramla buluşmamızın üzerinden yüz yıl geçmemişken hep birlikte battık? Olmayan paralarımızla geleceğimizi satın almaya kalktık? Köylüoğlu’nun blog yazısında Nobel İktisat ödüllü akademisyen Joseph Stiglitz’e vurgu yapılan bölüm dikkat çekici:

GDP kavramına bir başka eleştiri de Nobel ödüllü ünlü ekonomist Joseph Stiglitz ’den gelmiştir. Stiglitz, ülke yöneticilerinin GSYH’yi arttırmak yerine ekonomide yaratılan değerin daha doğru paylaşımına öncelik vermesi gerektiğini savunmaktadır. Bu anlamda Stiglitz, politikacıların GSYH büyüklüğüne ve büyümesine olan saplantısını, bir cins ekonomik “fetişizme” benzetmiş, şu unutulmaz sözleri söylemiştir:

“2009 yılını dışarıda bırakırsak, ABD’nin her yıl GSYH’si düzenli olarak artmıştır. Bu artışa rağmen birçok Amerikan vatandaşı 35 yıl öncesine göre ekonomik anlamda daha kötü durumdadır. Büyümenin sağlamış olduğu çoğu fayda üst gelir segmentine giderken, düşük gelir segmentindeki reel gelirler 60 yıl önceki gelirlerden daha geridedir.”

Görüşlerini ve çalışmalarını hayranlıkla izlediğim Prof. Tim Jackson’un benim de sunumlarımda yer verdiğim şu yaklaşımı tüm yüz yılı bir çırpıda özetliyor:

“Bu bizim hikayemiz. Eğer büyümeyi sürdürmek istiyorsanız ve bu gezegende yaşayan Batılı yaşam tarzına hayranlık duyan 9 milyar insandan söz ediyorsak teknolojinin tılsımlı gücüne ihtiyacımız var. Ki öyle bir teknoloji efsanelerle ideolojileri hesaba katmaz. Tüketiciler bu büyüme için elzem unsurlar. Sürekli bir şeyler satın alırlar. Durgunluk dönemlerinde bile borçlarına bakmaksızın bu alışkanlıklarından vaz geçmezler almaya devam ederler. Kim için? Gerçekte önemsemediğimiz insanlarda çok da uzun sürmeyecek etkiler yaratmak için sahip olmadığımız bir parayı ihtiyacımız olmayan şeylere harcamaya ikna ediliriz. Bu sosyal ve psikolojik bir görev gibi algılatılmıştır. Böylece bir ‘kimlik’ ve ‘statü’ sahibi olabileceklerine inandırılmışlardır. Ancak böylece toplumda bir yerimiz olabilecektir.”

 Büyümesiz refah olur mu?

Tim Jackson’un “Büyümesiz Refah” (Prosperity Without Growth) ve “Büyüme sonrası: Kapitalizmden sonra hayat” ( Post Growth: Life After Capitalism)

adını taşıyan kitapları sanırım baş ucumuzda durması gereken kitaplar arasında. (Tim Jackon’un bu videosu kitapların genel bir özeti gibi)

Büyümesiz Refah ilk olarak AB Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu tarafından rapor olarak yayınlandı. Çalışma, 2009 yılında yayımlandığında Komisyon’un dokuz yıllık tarihinde en çok indirilen rapor haline geldi.

Tim Jackson özetle bildiğimiz tüm ekonomik kuramları ters yüz eden çalışmasını paylaşıyor “Büyümesiz Refah” adlı eserinde. Ekonomik büyüme, ekolojik krizler ve sosyal meseleler arasındaki kompleks ilişkileri analiz ediyor. Sürdürülebilirlik ilkeleri üzerine yükselen bir ekonomiyi kurgularken; insanların refahına gerçekten nelerin katkı sağladığına yeniden bakılmasının zorunluluğuna işaret ediyor ve buradan yeni bir toplumsal refah tanımlaması yapılması gerektiğini söylüyor.

Buradan hareketle Jackson’un görüşlerinin temelini oluşturan bildik kavramların yeni elbiseleri dikkat çekici. Girişimleri ve şirketleri sosyal organizasyonlar olarak tanımlayan Jackson, işgücünü topluma katılım, yatırımı ise geleceğe taahhüt olarak kurguluyor. Paranın rolünü sosyal amaçların aracı olarak değerlendirirken bu değişimin iş ortamlarının güvencesini koruyarak sosyal içerikli yatırımların önünü açarak, eşitsizliği azaltıp ekolojik ve finansal dengenin uyum içinde yapılabileceğine işaret ediyor.

Gezegenimiz sürdürülebilirliği için tutunacak yeni bir dal arıyor. Kontrolsüz nüfus artışının sadece ait oldukları ülkelerde değil yakasında “zengin” etiketi olan tüm ülkeler için her anlamda tehdit olduğunu pandemi ile bir kez daha anladık. Yoksulluğun içindeki açlık, sağlık ve bunlara bağlı tükenmişliğin çözüm için çalacağı ilk kapılar arasında zengin ülkeler var. Nitekim Orta Doğu ve Afrika başta olmak üzere ölümleri pahasına göçe zorlanan milyonlarca insan çok daha büyük çaptaki kitlesel göçlerin habercisi. Başta su ve ekilebilir tarım alanlarının daralıyor olmasından kaynaklanan gıda krizlerine yoksullar zaten alışık. Ama musluğu çevirdiğinde ne zaman suyun geleceğini bilmeyen Batılı ülkelerin halkları için bu “kabul edilemez”! Mart 2021 de ABD’nin Teksas eyaleti genelinde yaşanan ve iklim krizinin bir provası olan elektrik ve su kesintilerinin yol açtığı şaşkınlık süper gücün bile üstesinden gelemeyeceği bir şeyler olduğunu ortaya koyuyordu.

GSMH türünden büyüme masalları ile aslında “küçüldüğümüzün, yoksullaştığımızın” göstergesi olan bu gelişmeler Tim Jackson gibi yeni vizyoner gelecek tasarımcılarına daha fazla kulak vermemiz gerektiğini de ortaya koyuyor.

Wikipedia toplumuna dönüşebilir miyiz?

dreamstime.com

Son zamanlarda hem yazılarımda hem konuşmalarımda bu fikirleri destekler yaklaşımlarım var. Belki “ben daha önce söylemiştim” gibi algılanabilir ama yine de bir göz atalım

Eski model düşünmeyi bir kenara bırakmalıyız.

Karbon ayak izi, su, plastik ayak izi söylemlerini aşmalıyız. Daha radikal metrikler bulmalıyız. Mutluluk Endeksi bir başlangıç oldu ama yeterli değil.s

Döngüsel ekonomi felsefesini evin içinde başlatmalıyız.

Yeni küresel örgütler kaçınılmaz. Bugünün Birleşmiş Milletleri, Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası gibi raf ömrü dolmuş kurumların yerine iklim krizi ve küresel ısınmanın temel sorunları ile baş etmek için küresel ölçekte devinim yaratacak yepyeni kurumlara ihtiyaç var.

Hisse senetlerinin bir anlamının kalmadığını, hatta geleceğimizi karartan enstrümanlar olduğunu düşünebilmeliyiz.

Bir avuç spekülatörün oyun tahtası olan borsaları hayatımızdan çıkarabilmeliyiz.

Şirketlerin çok büyümesine izin vermemeliyiz.

Küresel tek para birimine geçebilmeliyiz.

WİKİPEDİA toplumuna dönüşebilmeyi düşünebilmeliyiz.

Heykeltraşların vergi rekortmenleri olabileceği toplumlara dönüşebilmeliyiz.

Ahlaksız bilimi dışlamalıyız.

Adaleti gerçek anlamda toplumsal yaşamın omurgası yapabilmeliyiz.

Tarımda yerel üretimi tetikleyecek işleri yapmalıyız. Binlerce yıllık doğa ve tarım bilgisini koruyabilmesi, bir sonraki nesillere aktarabilmeliyiz. Açlığın önüne önce yerelde geçebilmeliyiz.

Pandeminin ilk aylarında Enerji- Su ve tohum bedava olursa diye bir yazı yazmıştım İlgilenenler yazının tamamını blogumdan okuyabilirler. Özetle şöyle demişim.

Rüya bu ya!

Suyun, enerjinin ve atalık tohumların “bedava” olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bunların kim tarafından nasıl yönetileceği, yatırımların nasıl yapılacağı, insanların faydasına nasıl sunulacağı ile ilgili konuların “şimdilik” üzerinde durmuyoruz. Ama, su, kullandığımız her türlü enerji (tren, otobüs, uçak, araba gibi ulaşım araçlarının tamamı zaten ya elektrikli ya da güneş enerjisi ile çalışıyor) ve daha önemlisi sağlıklı beslenmenin ana girdisi olan tohum, bitki ve ağaç fidanları bedava!
Rüya dedik ya; üstelik sağlık hizmetleri, ilaç da bedava!
Bir sonraki bölümde tüm dünyanın “wikipedia” toplumuna dönüştüğünü görüyoruz. Yani üretime herkesin ücretsiz katkı sağladığı, üretimin yine ücretsiz paylaşıldığı bir toplumsal yaşam!

Para?

Onun da çözümünü bulmuşuz; var olan tüm paralar kalkmış! Bir tek para dolaşıyor sanal ortamda. Karşılığı nüfusla ilişkilendirilmiş. Bir ülkenin nüfusu ne kadar azsa bu paranın değeri orada o kadar daha değerli

Masallar uyumak içindir. Uyandığımızda ise gerçeklerle yüzleşiriz. GSMH masalından bir türlü uyanamıyorsak daha gerçeklerle buluşamamışız demektir. 15 yaşındaki İsveçli Greta Thornberg dürtüyor, uyandırmaya çalışıyor, iklim krizi gerçeği ile buluşturmaya çalışıyor hepimizi. Çok geç olmadan uyansak bari!

(*) Köylüoğlu Burak; “Modern GSYH kavramı, 1929 Büyük Buhranı sonrasında ABD ekonomisinde yaratılan katma değeri ve çıktı değişimini ölçümlemek amacı ile, ABD’li ekonomist Simon Kuznets tarafından geliştirilmiştir.”

(*) Bu yazı TEİD Etik ve İtibar Derneği’nin 3 ayda bir yayımlanan IN dergisinin yaz 2021 sayısı için yazılmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Henüz yorum yok.

Ne düşünüyorsun?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir