Yeni Anayasa

 

2008 yılında Türkiye Kurumsal Yönetin Derneği’nin yayın organına yazdığım bir makalenin başlığı; ‘Küresel ilkeler sözleşmesi Türkiye’nin Anayasası olsa…” idi.
Genel seçimler bitti.. (mi?)
Ekim’de yeni TBMM açılacak…
İlk ele alınacak konuların biri, seçim döneminde tüm partilerin bir şekli ile gündeme getirdikleri yeni “Anayasa” konusu olacak.
“Nasıl bir Anayasa istiyoruz?” ile “Bu şekilde bir Anayasayı uygun görüyoruz” çatışmalarının sinyalleri bugünlerde etrafta dolaşmaya başladı bile!

2008 yılında yazmış olduğum yazıda şöyle bir bölüm var:
1999 yılında, o zamanki Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Anan tarafından açıklanan “Küresel İlkeler Sözleşmesi” günümüzde  dünyada olduğu gibi Türkiye’nin de gündeminde yer alan bir konu başlığıdır. Küresel ilkeler sözleşmesi, “iş dünyası ile insanın” buluşma biçimini tarif etmektedir. Dünyanın hangi coğrafyasında yaşarsak yaşayalım, yeryüzünün kısıtlı kaynaklarının sürdürülebilirlik ilkeleri ile yönetilmesi ve böylece gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya bırakmayı hedef almaktadır.

Küresel İlkeler Sözleşmesi 10 ana maddeden oluşmakta ve yüzbinlerce insanı istidam eden, trilyonlarca dolarlık iş hacmine sahip 15000’den fazla iş paydaşı ile yer yüzündeki en kapsamlı sivil toplum hareketi olarak tanımlanmaktadır. İnsan hakları, iş gücü, çevre ve yolsuzlukla mücadele üst başlıkları ile tanımlanan bu ilkeler daha kaliteli bir yaşamın özlemini duyan tüm insanlık için geliştirilmiş olmakla birlikte gönüllülük esasına dayalı bir katılımı tarif etmektedir.

Şimdi düşünelim; eğer Küresel İlkeler sözleşmesi iş dünyası için değil de devlet yönetmekle ilgili bir kaç terimsel düzeltme ile Türkiye’nin Anayasası olsa idi…
Yani, Türkiye’yi yönetenler Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen Küresel İlkeler Sözleşmesinin altına imza atıp bunu ülkenin Anayasası olarak benimselerdi…

Türkiye’de bu ilkeleri destekleyen yasalar nasıl
bir içeriğe dönüştürülürdü?
Hak, hukuk, adaleti; açlık, yoksulluk, gelir dağılımındaki adaletsizliği; eğitim, sağlık, gıda alanlarındaki temel yapılanmaları çözebileceğimiz doğru bir cetvele sahip olur muyduk?
Bu ilkeleri “Anayasa” olarak benimsemiş Türkiye’nin  dünya ülkeleri arasındaki itibarı ne olurdu?

Bunların cevapları, Küresel İlkeler Sözleşmesinin satır aralarında mevcut.
Okuyalım…

KÜRESEL İLKELER SÖZLEŞMESİ
İNSAN HAKLARI
İlke 1: İş dünyası ilan edilmiş insan haklarını desteklemeli ve bu haklara saygı duymalıdır.
İlke 2: İş dünyası, insan hakları ihlallerinin suç ortağı olmamalıdır.
ÇALIŞMA KOŞULLARI
İlke 3: İş dünyası çalışanların sendikalaşma ve toplu müzakere özgürlüğünü desteklemelidir.
İlke 4: Her türlü zorla ve zorunlu çalıştırmaya son verilmelidir.
· Çalışanlar emeklerini kendi isteği ile yapmalıdırlar. Kanunlara uygun şekilde çalışmalı ve istifa edebilmelidirler. İşyerlerinde zorlamalara ve şiddete maruz kalmamalıdırlar. Ücretleri nakdi olarak ödenmelidir.
İlke 5: Her türlü çocuk işçiliğe son verilmelidir.
İlke 6: İşe alma ve çalışma süreçlerinde ayrımcılığa son verilmelidir.
ÇEVRE
İlke 7: İş dünyası çevre sorunlarına karşı ihtiyati yaklaşımları desteklemelidir.
İlke 8: İş dünyası çevreye yönelik sorumluluğu arttıracak her türlü faaliyete ve oluşuma destek vermelidir.
İlke 9: Çevre dostu teknolojilerin gelişmesi ve yaygınlaştırılması özendirilmelidir.
YOLSUZLUKLA MÜCADELE
İlke 10: İş dünyası rüşvet ve haraç dahil her türlü yolsuzlukla mücadele etmelidir.

İş dünyasının kapsama alanına giren bu konular “Devletin performans” hedeflerine dönüştürülmesi ile acaba neler kotarılabilirdi?
Yani sonuçta, böyle bir Anayasayı benimsemiş Türkiye “farklılaşmış”, “kendi halkı için yaşam kalitesini artırmış” ve “itibarlı” bir ülke konumuna gelebilir miydi?

 

2 Yorum
  • yasemin pirinccioglu
    Haziran 23, 2011

    Salim bey ,
    Merhaba,
    Kuresel ilkeler sozlesmesine biz de o tarihte imza atan kurumlardan biriyiz. Her ne kadar sirket icin de yayinlandi ve herkesin bu belgeleri okumasi saglandiysada turkiyede aliskanliklari degistirmek zor.
    Carelerden biri bu sozlesmedeki konularin ilk okuldan itibaren cocuklara verilmesi .digeri ise medya dan halka indirgenmesi. Cok ust seviyede kalan bu sozlesme nin yayginlastirilimasi elzem. Ozgurluklerin kolaylastirilimasi ve insanlarin biribirine daha saygili oldugu bir toplum hayali ile selam sevgiler.
    Yasemin Pirinccioglu

  • salim arslanalp
    Haziran 25, 2011

    Adaş,
    Bu kez konuya yaklaşımım biraz farklı olacak. Küresel İlkeler Anlaşması BM anayasasının bir türevi. Anayasa “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi”. Bununla çelişen her hüküm ve uygulama ” evrensel hukuk anlayışı ” nın kırmızı çizgilerini ihlal etmek. Bir ülkede Yasama ne kadar evrensel değerler sistemini içselleştirmişse , o kadar toplumsal uzlaşıya -contrat social – yakın demektir. Anayasa bireyin, toplumun ” hak ve özgürlüklerini ” teminat alacak bir Uzlaşma Metnidir. Anayasa ülke hukukuyla evrensel hukuk arasındaki köprüdür. Anayasa Sürdürülebilir Yaşamın yerküresel boyutta destekleneceğinin bir toplum adına verilmiş “taahhüt” belgesidir. Bu Şemsiye altında ” özgür düşünce ” ve “uzlaşma kültürü ” toplumun
    farklı kimlikleri ve sınıfları arasındaki sosyal ve ekonomik çelişkiler için
    çözüm arayışlarını sürdürür.
    Anayasa asla değişmez değildir, çünkü dogmatik olmamalıdır. Ancak sürekli değişiklik ihtiyacı duyulması “toplumsal mutabakatın” sağlanamadığının göstergesidir.
    Ülkemizde sorun Yasamanın “evrensel hukuk ilkeleri” bağlamında yetkin
    ve yetkili olup olmadığıdır. Mevcut Anayasanın sağladığı bir takım
    avantajlar dolayısıyla sınırlı temsil yetkisi olan Yasamanın Anayasa değişikliği yapması bir paradokstur, bir demokrasi manipülasyonudur ve asla toplumsal mutabakatla sonuçlanamaz. Bu “facto” uzun vadede tüm kimlik ve sınıfların zararınadır, kaotiktir.
    Sorunsallaştırılması gereken budur. Diğer türev niteliğindeki çözüm
    önerileri kısmen kabul görse dahi , ŞEMSİYE YIRTIK olduğu sürece her an yağmur altında kalmaya mahkumdur.
    Ben böyle düşünüyorum.
    Sevgiyle…

Yanıt yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir