Sign up with your email address to be the first to know about new products, VIP offers, blog features & more.

Greenwashing Goygoycuları: “Kim Kirletmiyor ki!”

Kendimizi ve fikirlerimizi “temize” çıkarmak konusundaki yeteneklerimiz zaman içinde suratımıza yediğimiz bir yumruğa dönüşebiliyor. İklim değişikliği meselesinde kucağımızda bulduğumuz “Greenwashing” meselesi için söylüyorum bunu.

Bir süredir Clean Creatives’i takip ediyorum. Birkaç toplantısına da katıldım. (https://cleancreatives.org/)  Özellikle fosil yakıt endüstrisine karşı “dik” duruşu beni onlara yaklaştırdı. Takip ettikleri ve bir baskı kurmayı amaçladıkları ana alan, fosil yakıt endüstrisine hizmet veren PR ve reklam ajanslarının “yaptıkları işi bir kez daha gözden geçirmelerini” istemek. Çünkü, geçmişin kirli izlerinin üzerini örtmek bir yana, gelecekle ilgili taahhütlerinde samimi olmadıklarının da kargo taşıyıcılığını bu ajanslara yaptırıyorlar.

Sivil Toplum Kuruluşlarını ve Konferansları Fonluyorlar

Dahası, ülkemizde de örneklerine çok sık rastlandığı şekilde bu çalışmalarının kapsama alanı PR ve reklam ajansları ile sınırlı değil! Özel olarak tanımlanmış şişkin bütçeleri ile kamuoyunu etkilemekte önde gelen ve youtube gibi kanallardan yayın yapan gazetecileri cömertçe fonluyorlar. Bir takım sivil toplum kuruluşlarının -sanki bunların paralarına ihtiyaç varmış gibi- sosyal projelerinde ana oyuncular gibi boy gösterebiliyorlar. (TOG, TEGEV). Konusu ve içeriği ne olursa olsun konferans, kongre, zirve vs etkinliklerinin sponsorları arasında logoları ile hemen göze çarpıyorlar. (Sales Network, Sustainable Brands, Global Marketing Summit). Kısacası toplumun iklim meselesi ile gerçeklerle buluşmasının önüne engel olabilecek her araç, gereç ve ortamı ustaca stratejik bir kurgu ile yönetiyorlar. İşin ironisi bu fonları alan organizasyonların yaptıkları işleri sosyal bir amaçla ilişkilendirdiklerine yönelik iddiaları veya sloganları! İnandırıcılıklarını ne kadar sorguluyorlar bilmiyorum.

Kirletmeyen mi var?

PR, reklam ve basın dünyasında bu konuyu gündeme getirecek olsak “savunma mekanizmalarımız” bunların söylemlerine hizmet edecek içerikte karşımıza çıkıyor:

“Kirletmeyen mi var? Temiz şirket mi kaldı? “

“İzmir’den İstanbul’a benzin almadan git de görelim!”

“Aslında onların da eğitilmesi lazım. Bu iş birlikleri ile onlar da iklim krizi karşıtı bir pozisyon alabilirler!”

“İyi niyetliler. Sosyal sorumluluk projelerini halk destekliyor.”

“Onlar da bir şeyler yapacaklar ama sadece zamana ihtiyaçları var!”

Kendilerinin de inanmadığı bu savunma ile günü geçiştirenlerin aslında kendi itibarları ve inandırıcılıklarından uzaklaştıklarını onlara zaman gösteriyor. Çünkü temel mesele “finansal” kaygılar. Fosil yakıt endüstrisi o kadar güçlü ve kaynakları o kadar geniş ki “parayla her şeyin satın alınabileceğini” (Ödüller dahil) tarihe not düşüyorlar. Başta ilaç, sigara, tekstil, besi çiftlikleri gibi iklim krizi meselesinin göbeğinde oturan sanayi dallarına fosil endüstri öğretmenlik yapıyor, yol, yöntem göstermiş oluyor! PR ve reklam dünyasının görevi de bunların “torbacısı” olmak.

Blogumda yer alan bir yazıyı bu konuda ne düşündüğüm kapsamlı bir şekilde anlatıyor.[1]

Toplumsal duyarlılıklar ve değerler her zaman itibarın omurgasıdır. İklim meselesi artık ilkokul öğrencilerinin kitaplarına girmişse PR ve reklam camiası yaptığı işi gözden geçirmeli. Fosil endüstri fonlamak için kapıları çalmaya tabii ki devam edecek. Ama o kapıları açan olmadığında ne yapacaklar? Hele bu piyasa iklim meselesindeki gerçek suçluların foyalarını ortaya çıkarmaya ve halkın bilinçlenmesine öncelik veren uygulamaları öncelikli tercih yaparsa durum daha farklı olabilir mi?

 

(*) BrandMap Ocak 2024 sayısı için yazılmıştır

Henüz yorum yok.

Ne düşünüyorsun?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir