Deprem Sonrası Acı Gerçek: Güvensizlik

Van depremi ile bir kez daha gördük. Toplumsal yaşamın tüm kılcal damarlarında “güven” sorunumuz var!

sedatyelkenci.com

İçinde yaşadığımız binalara güvenmiyoruz. Müteahhitler malzemeden çalmış olabilir. Başımıza her an göçebilir.
Hasarlı bina tespitlerine güvenmiyoruz.
Okullarımıza, hastanelerimize güvenerek gidemiyoruz. Hasar durumları ortada.
Yardımlar topluyoruz, kime vereceğimiz konusunda kuşkularımız var. Sivil toplum
Kuruluşlarını bir bir itibar sınavından geçiriyoruz. Çünkü güvenmiyoruz.
Yardım dağıtım organizasyonlarındaki görüntüler kamu görevilerinin becerilerinin sorgulanmasına neden oluyor. Güvensizlik doğuyor.
Depremzedelere güvenmiyoruz. Gönderilen yardımları satanlar gazete manşetlerinde.
Bir depremle toplumun röntgenini çekmek mümkün. Depreme karşı önlem almayı, enkaz başında umutlu bekleyişlere yeğ tutuyoruz!

onlineadam.net

Oysa deprem gerçeği ile bir yaşam kurgulamak da mümkün.

Kaderci toplumların alın yazısı deprem gerçeği ile yüzleşmemize engel oluyor.
Depremle baş etmek ise bir kaç kişinin kişisel becerisine kalıyor.
Oysa Van depremi sonrasında da tanık olduğumuz gibi insanımız yaraların sarılmasında tek yürek olmak ve acıları paylaşmak konusunda iç duygularını fazlasıyla harekete geçirebiliyor.
Ama önemli olan, 7,4’den önce, deprem gerçeği karşısındaki sorumluluk bilincini yaşamın tüm alanlarında egemen kılmak.
Son Van depremi anımsattı ki, depreme “kafa tutmakla” “Deprem gerçeği ile yaşamak” arasında ince bir çizgi vardır.
Deprem yönetmeliklerinin bile raf ömrü bir sonraki depremin büyüklüğüne kadar geçerlidir.

akung.net

Doğa kendi yasaları ile her zaman insanı yönetti ve almak istediğini aldı.
Doğayı yönetebileceğini hatta alt edebileceğini düşünen insan ise bu yenilgilerden bir türlü öğrenemedi!
Kaderci toplumların alın yazısında matematik ve bilim bakkal raflarındaki bisküvitler kadar ilgi görmez.
Daha beş yaşına gelmeden önlenebilir sağlık sorunlarından dolayı yaşama veda eden her beş çocuktan birinin kaderci toplumların içinde olduğunu akıl defterimize yazalım. Yoksulluk, açlık, çaresizlik kaderci toplumların sofraya servis edilen akşam yemeğidir. Ve tabii bir de doğal afetlerle yıkılan tüm umutlar…

Umutları yaşama katık etmenin yolu “güven”den geçiyor.
Ailemize, yaşadığımız toplumun bireylerine, bizi yönetenlere…
Herkese ve herşeye…
Ortada güven sorunu varsa dışarı bakmanın bir anlamı yok.
Doğa da bize güvenmek istiyor ama güvenemiyor işte!

 

 

 

 

4 Yorum
  • didem koçaş
    Kasım 18, 2011

    Yüreğinize sağlık hocam…
    hayattaki en değerli kavramı”güveni” hiç bu kadar önemsemeyen bir toplum yoktur herhalde dünya üstünde… oysa nasıl bir çelişkidir ki; insanımız yaşadıklarıyla, kenetlenişiyle aslında bir nevi birbirine güven duyar. Sanırım en önemli olgu her bireyin içindeki güven ve vicdan duygularının geliştirilmesi. Bunun ilk adımları ise ailede atılıyor aslen. Özgüvenli, birbirine güvenen ve dürüst bireyler yetiştirdiğimiz sürece toplumumuzda sağlıklı ve güvenilir insanlardan oluşacak. Karşılıksız sevmeyi, güven duymayı öğrendiğimiz sürece, toplumsal sorumluluklarımızı unutmadığımızda hayatımızdaki depremlerden kurtulacağız. Fiziksel olarak binaları yıkan depremler kadar, içlerimizi kıran inciten paramparça yapan depremleri hayatımızdan sileceğiz.

  • ugur comoglu
    Kasım 18, 2011

    “Kontrol guvene mani degildir” yani sureclerin yonetim standartlarina gore olusturulmamasi, hatta denetim-kontrol asamasinda “bana guvenmiyor musun?” Sorusuyla karsilasilmasi esas guveni yikar.

  • alben bodur
    Kasım 19, 2011

    Katiliyorum ve bir adim geri giderek neden guven sorunu vara bakiyorum. Cevabim ‘ehil/yetkin olmayan insanlara’ ehliyet/yetki verilmis olmasi. Neden yetkin degiliz? Cunku standartlari/egitimi onemsemiyoruz. (Zaten SOPlerimiz ihtiyactan degil, audit nedeni ile ceviri kaynakli) Neden onemsemiyoruz? Cunku pozisyonlar/kazanclar yetkinlerin degil tutanin/yaglayanin/yakini olanin elinde kaliyor. Her yerde mi boyle? Evet, ozel/kamu ayirt etmeksizin her yerde boyle. Kisaca, sikayet edecek bir sey yok. Know your audience…

  • Tayfun Zaman
    Kasım 20, 2011

    Salim Bey her zamanki gibi güzel bir kapı aralamış, girmemek olmaz
    Ne garip duygu güven…
    Güven öyle ki, etken değil edilgen olmamıza rağmen bizim için çok büyük değer ifade ediyor.
    Öyle ya, güven bir reaksiyon.
    Doğada kendi başına bulunmuyor. Kişinin doğal davranış kodu kendini korumayı, yani güvenmemeyi gerektiriyor.
    Bu yönüyle güven, aslında kişisel risk yönetiminden başka bir şey değil.
    Durumu analiz edersiniz, o durumu ortaya çıkartan dinamiklere bakar, mevcut veriyi geçmişte yenmiş kazıklarla karşılaştırır, bunu kurum veya kişi ye geçmişten gelen güven duygunuzla çarparsınız; bir sonuca varırsınız; kuruma veya kişiye güvenir ya da güvenmezsiniz.
    Güveni riske bağladık. Şimdi gelin Türk şirketlerinin (bir çoğunun) risk yönetimine bakalım…
    Türk girişimcisi, bir yatırıma girerken risk analizini şu üç soru ile yapar:
    • Risk analizi yapmamı sağlayacak tüm veri ve emekleri bedavaya getirebilir miyim?
    • Yatırdığım paranın tamamını kaybedersem hayatımı sürdürebilir miyim?
    • Kayınpederden aldığım borçla hiç anlamadığım yeni bir işe yine körü körüne girecek bir şansım daha olur mu?
    Türk iş adamı, işe kaybetmeye hazır, hatta kaybetmek üzere girer; risk yönetimini şansa bağlı yapar, bi de tutturursa yürür gider.
    Tutturamazsa… E o zaman anlamadığı başka işlere bakar.
    Dürümcüyü kapatır, kuaför açar, pastaneyi kapatır manifaturacı açar, aldığı tüyoyla borsaya girer, ama bilginin ederini hiç vermez çünkü değerini hiç bilmez.
    Kendi oturmayacağı evi satan, yemeyeceği yemeği yapan, arabayı içindekiler ölümsüzmüş gibi kullanan millete gelin de güvenin.
    Etrafa bu kadar ateş ettik, şimdi dönüp aynaya bakma zamanı.
    Ben Etik ve İtibar Derneği’ nin koordinatörüyüm. Etik yönetiminin bir çok önemli bileşeninden biri de “Kaynakların verimli kullanımı” ; ama ben hayatımda hiçbir tükenmez kalemimi bitene dek kullanmadım.
    Yaşadığımız depremlerde ya yakınlarımızı kaybettik ya da kayıplara tanık olduk; Dramları paylaştık; deprem paralarını harcadı diye hükümete kızdık.
    Peki biz neler yaptık? Dolaplarımızı duvara sabitledik mi? Deprem çantalarımızın içindeki suyu, yiyeceği ve ilaçları düzenli olarak yeniledik mi? Çocuklarımızla deprem tatbikatı yaptık mı? Ya komşularımızla? Evimizde yangın söndürücü var mı? Doğal gaz hattımıza deprem vanası taktırdık mı?
    Bu sorulara bin soru daha ekleyip aynada gördüğümüz görüntüyü daha da korkunç kılmak mümkün.
    Sevgili Salim Bay’ in GÜVEN ile attığı pası değerlendirip şu soruyu son sormak istiyorum:
    Bir sonraki depremde KENDİMİZE GÜVENEBİLMEK için ne yaptık?

Yanıt yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir