Formaları kirleten çamur lekesi aslında bir su tabancasından çıkmıştı!

Bir futbol ligi daha bitti… Formalardaki çamur lekeleri biraz daha genişledi.
“Taraftar” kimliği “düşman” kimliğine büründükçe…
Takımların renkleri çamur lekesi altında boğulacak!
Takım tutmakla birine düşman olmak ön koşul oldu.
Tuttuğu takımın renklerinin içinden,
sevgi…
hoşgörü…
rakibi takdir…
yok oldu gitti.
Spor bu. Galip geleni alkışlamanın “büyüklüğünün” tuttuğun takımı yücelttiği unutuldu. Stadlardaki güvenlik görevlilerinin sayısının her geçen gün artması, ek güvenlik önlemlerine başvurulması, stadlara taraftarların polis kordonu korumaları altında girmesi “yüzümüzü kızartacağına”, yüzümüzü “biber gazının” kızartmasını tercih eder olduysak bu işte bir yanlış var.
Yanlış “su tabancasında”!
Çocukluk yıllarımızda ellerimize tutuşturduk.
Okul saatleri sonrasında su tabancaları ile gülerek, kahkaha atarak ona buna su sıktık…
Annelerimiz, babalarımız seyirci kaldı buna. Su tabancası ile kaç kişiyi öldürdüğümüzden değil sırılsıklam olduğumuzdan azar işittik.
Ölmeyi, öldürmeyi…
Durup dururken birilerine, bir şeylere düşman olmayı öğrendik o su tabancaları şeklindeki oyuncaklar ile.
Başka oyuncak silahlar da vardı tabii… Uzaylıların silahlarını belimize dolar okula giderik. Teneffüslerde “birilerini” öldürebilelim diye! Hiç bir şey bulamazsak yere düşmüş bir ağaç dalı alır, silah olduğunu var sayar “sanal ateşler” ederdik! Biraz büyüdük. Bilgisayar oyunları oyuncak silahları tahtından indirdi. Öldürerek kazanmak şekil değiştirdi. Kazandıklarımızı sokaklarda bolca harcayacak, “bozuk para” edebilecek ortamlar kendiliğinden yaratılmıştı.
Ruhumuza, aklımızın ermesinden önce hakim oldu silahlar. Beraberinde kavgalar, düşmanlıklar. Siyasette, sporda kısacası yaşamın her alanında kamplara ayrılabilelim diye! Kin dolu bakışlar “kim” olduklarının yerini aldı. 12 yaşındaki bir çocuk veya dört çocuklu bir baba… Hiç farketmiyor. Hala oyuncak su tabancasındaki oyun gibi yaşam! “Stadlarda ölmeye ölmeye geldik” diye bağırabiliyorsak!
Ve…
Bir haber…
Hem de büyük finalin oynanacağı gün.
Hürriyet İzmir’in manşeti: “Oyuncak da olsa silaha hayır”.
Adil Özyiğit
. Bir zincir mağaza sahibi. 54 mağazasındaki raflardan tüm oyuncak silahları kaldırdı! Personelini, mağazalarda oyuncak silah isteyen ailelere karşı davranış eğitimi aldırdı. Cirosu düştü. Daha da düşecek. Şimdi kampanyası var; oyuncak silah getirenlere top veya kitap hediye ediyor!

Sporda, siyasette ve her yerde insanlık yaşamına “İS” bırakanlara inatla bir “İZ” bırakıyor Adil Özyiğit. Yiğitçe, mertçe… Lise, üniversite bitirmiş ama tuttukları takımlarının formalarına çamur sürmekten başka hiç bir işe yaramayanlara belki de hayatlarında bir kez olsun “işe yarayabilecekleri” bir fırsat sunuyor. Bakalım o çamurdan insanlar çocuklarına/yakınlarına aldıkları oyuncak silahları Adil Özyiğit’in mağazalarına götürüp kitap alacaklar mı?

1 Yorum
  • MURAT TÜRKAY
    Mayıs 15, 2012

    Korkuyorum! “su tabancasının” yerini “görsel” ve “sosyal medya” mı alıyor diye.
    Ne oldu “aile eğitimimize”? Sevgi, hoşgörü, rakibi takdir gibi, hiçbir kitapta yazmayan bu insani değerleri kim aşılıyor çocuklarımıza sizce veya böyle biri var mı? Tüm aile bireylerimizi ve ilişkilerimizi, ayrı ekranlarda mı kaybettik? Bir zamanlar babamızla maça giderken, annemizin “yollukları”nı anımsayan var mı? Pikniğe gider gibi, köftesi, patatesi, yumurtası, meyvesi ve matarada suyu ile.
    Korkuyorum, İletişimci olarak yoksa, FUTBOL MARKA’larımızın “canavarlaşmış” hali mi? diye.
    O zaman da şu aklıma geliyor; bu MARKALARIN STRATEJİSTLERİ kim?

Yanıt yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir