Gençler; 28 Yaşına Kadar Kariyer Planı Yapmayın!

Brandmap’in Haziran 2016 sayısında kariyer planı meselesine değindim. “Bir baltaya sap olmak” yani bir işe girip düzenli maaş almanın kariyer sayıldığı günlerin üzerinden çok sular aktı. Sosyal yaşam, özel hayat ve yeteneklerimizi tutku ile yaşama katık ettiğimiz yolculuğun “kariyerden” sayıldığı bir dünyayı iyi planlamak için; zamana, acı-tatlı derslere, vizyona ve hepsinden önemlisi dünyanın her tarafında geçerli olabilecek “değerlere” ihtiyacımız var. keyifle okuyun;BRANDMAP_07

 

Gençler; 28 yaşına kadar kariyer planı yapmayın!

Son yıllarda, gerek üniversitede verdiğim dersler ve konuşmalar, gerekse de kariyer görüşmeleri ile ilgili yaptığım sohbetlerin net bir çıktısı var; 28 yaşına kadar kariyer planı yapmayın!
TED markasını yaratan Richard Saul Wurman’ın hayatını okurken bu konu tekrar önüme düştü. (www.fastcompany.com) Bana göre de dünyanın en önemli sosyal markalarından biri olan TED’i kurdu. Bildiğimiz ya da bilmediğimiz ama en önemlisi entelektüel zenginliğin doruklarında dolaştığımız bir konferans markası olan TED’in kurucusu Wurman bence üniversitelerde eğitim görmekte olan gençlerimize örnek olmalı.
Daha 23 yaşında üniversitede iken Güney Amerika’ya keşif gezilerine giden, tarihi yerleri gezip gören, harabeleri inceleyen ve bunları kayıtlarına alan Wurman’ın 90’dan fazla kitabı var günümüzde. Bir sonraki yıl mimarlık bölümünden mezun oluyor. Gezmeye ve görmeye olan tutkusu onu mesleği ile ilgili Londra’da ilk deneyimine taşıdığında ise yaşı 25! Ünlü İngiliz mimar Louis I. Kahn ile Thames nehrinde bir yüzer duba işini üstleniyorlar. Bu işin sahibi ise ünlü Heinz gıda şirketinin sahibi Jack Heinz. İnşa ettikleri bu yüzer duba Wind Senfoni Orkestrasına mekân sahipliği yapıyor.
Bildiğimiz veya bilmediğimiz ama ileriki yaşlarında “başarılı” olarak tanımladığımız birçok insanın 20’li yaşlarını “somut bir alanda kariyer yapmaktan çok” yaşamla ilgili deneyim kazanmaya odakladıklarını görmekteyiz. Steve Jobs gibi… Kendini ve dünyayı keşfetmeye odaklanmış bir yaşam kurgusu içinde bir o yana bir bu yana ama kesinlikle “kendi” tercihleri olan bir döngü içindeler.

Victor benim kariyerimin gidişatını etkilemiş 5 kişiden biriydi
Victor Ananias’ ı da anmamız gerekiyor bu noktada. (www.victorananias.org) Benim kariyerimin gidişatını etkilemiş 5 kişiden biri olan Victor’u 39 yaşında talihsiz bir soba kazası sonucu kaybettik. Victor ekolojik dönüşümün öncüsü idi. Lideri olduğu Buğday hareketi sayesinde günümüzde ekolojik pazarlar ve çiftlikler var. Ekolojik ürünlerin sertifikasyonu ile ilgili Avrupa Birliği ve Türkiye’de fikir önderliği yapmış, Dünya Organik Tarım Kongresinin Türkiye’de toplanmasına neden olmuş bir kişiydi. Ama Victor üniversite mezunu bile değildi. Girdiği üniversitenin 2. Sınıfını “dünyaya yararlı olabileceği başka işler yapabileceğine” inandığından terk etti. Vejeteryandı. Elinden aşçılık geliyordu. Bodrum’da Buğday adını verdiği basit, sade bir lokantası vardı. Sonra bu yeteneği sayesinde dünyayı dolaştı. Çin’den, Arjantin’e çeşitli Avrupa ülkelerine kadar çok farklı kültürlerin içinde dolaştı. Tam bir dünya vatandaşı oldu. Dünyanın dört bir tarafında güvenebileceği dostlukları vardı.

yuppie_inside11980’lerdeki küresel gelişmeler dünyamızı “finans toplumu” merkezli bir oluşuma iteledi. Bu yumağın içinde nur topu gibi “Yuppiler” adını verdiğimiz bir gençlik türü ortaya çıktı.
(https://en.wikipedia.org/wiki/Yuppie)
Aslında bunlar 30’lu yaşlarında “Yuppi” oldular ama 20’li yaşlarındaki hedefleri her hangi bir şey üretmeyecekleri ama bir an önce bol paraya gömülecekleri günlere kavuşmaktı!
Entelektüel sığlık, küresel sorunlar, ilişkilerin kalitesi bunların hiçbir şekilde ilgi alanına girmiyordu. Günlük yaşamak ve para ile ilişkili konuların uyuşturucu alışkanlıkları ile mezelendiği yaşam, finans kurumlarından aldıkları yüksek ücretlerle rahatça karşılanabiliyordu. Ahlaki erozyonun içinde karakterlerinin toplum tarafından dışlanıyor olması bile umurlarında değildi; çünkü yeteri kadar kazanıyorlardı!

Sakın “yuppi’lerin” peşine takılmayın!

Değer olarak tanımlanan ama aslında hiçbir değeri olmayan “hisse senetleri” dünyası onlara öyle bir geçim kapısı sağlamıştı ki kimse 30’lu yaşlarında sahip oldukları milyonlarca doları sorgulamıyordu. Ki bunların büyük bir çoğunluğu ileriki yaşlarına geldiklerinde 2008’de olduğu gibi yüz milyarca dolarlık finans kurumlarının batmasına neden oldular. Bu kurumlara güvenerek ev-araba almış insanların geleceklerini karartmışken milyonlarca dolar tutan tazminatlarını almadan o batık kurumları terk etmediler!
Belki bir dönem iyi para kazandılar, yaşam tarzları ile ilgi çektiler, belki de birilerini kıskandırdılar, ama şimdi ne yapıyorlar acaba…
Yaşam tasarımının yapıldığı yıllardır 20’ler. Doğru. Ama bu tasarımın girdilerine bakmak gerekir. Üniversite bir şekli ile bitiveriyor ve hemen “aileler çocuklarının bir baltaya sap olmasını” istiyorlar. Büyük hata!!! Arkalarından bir şey koşturmuyor dahası “koca bir ömürleri” var! Eksik malzeme ile yaşam tasarımı onları nereye kadar götürebilir. Daha “aşık olmasını” bile beceremezken!

Üniversite yıllarının kalitesini sorgulamak lazım

Üniversite yıllarının kalitesini de sorgulamak lazım. Derslerin yanı sıra kendilerini ne kadar keşfedebiliyor gençler. İlgi alanları, yetenekleri, yetkinlikleri onların dünyasında ne yoğunluktadır acaba? Zamanlarının ne kadarında “gönüllülük” çalışmaları yaptılar? Stajlar için sadece kendi alanlarının karşılığı olan yerlere mi başvurdular? Farklı bir deneyim için kendi alanlarının dışındaki konularda da staj yapabileceklerini düşündüler mi? Ya kültür, sanat, edebiyat… Benim açımdan en önemlisi “sanat tarihi”… Genel kültürün omurgası olan sanat tarihinin eksikliği hala daha içimde bir yerleri ısırıyor. Sosyoloji, felsefe ve toplum psikolojisi gibi konularda yeterli bir donanım olmadan mimar, mühendis, doktor olsak ne olur olmasak n’olur?
Birçok üniversitenin farklı ülkelerle değişim programları var. Farklı kültürleri tanımak birkaç üniversite bitirmek ile eş anlamlıdır. Bir ay veya bir dönem fark etmez yurt dışında deneyim kazanmak yaşamın ilerleyen zamanlarında mutlaka “kazanım” olarak geri dönecektir. En azından bir yabancı dile olan gereksinmemizin üniversite yıllarında giderilmesini sağlayacaktır. Kültürel anlamda sinema, tiyatro, dans, müzik, yazı gibi konularda kafamızın içinde uçuşan fikirlerin, düşüncelerin şekillenmesine yurt dışı gözlemleri ve deneyimleri büyük katkı sağlar. Bunlar hep üniversite yıllarına sığdırabileceğimiz şeyler.

Gençlik yıllarında sık iş değiştirmek “günah” değil!
Bir de üniversite bittikten sonraki birkaç yıl var. Benim tanımlamamla 28 yaşına kadarki dönem. Olabildiğince çok iş yeri kültürü ile tanışmak bu dönemin zenginliği olacaktır. Bakmayın siz, özgeçmişinizde “amma sık iş değiştirmişin” diyecek miadı dolmuş insan kaynakları yöneticilerine! O yaşlarda her bir iş yeri deneyimi kitaplarda okutulmayan kültürel hazinedir. Sadece fotokopi bile çektirilse farklı farklı şirketlerde bunun bin bir usulü ile karşılaşmak, işlerin nasıl yönetildiği, toplantıların nasıl yapıldığı, kararların nasıl alındığının alt yapısıdır. O zenginlikle işe alınan gençler hep fark yaratanlar oldular. Çünkü farklı şirketlerde aynı işlerin nasıl farklı yapıldığını görmüşlerdi. Doğruları da, yanlışları da… Bunlarla ilgili “fikirleri” de vardı!
Yine bu yaşlarda, yeteneksiz, basiretsiz, art niyetli ne kadar çok yönetici ile çalışılırsa bunları da “zenginlik” hanesine yazmak gerekir. Demek ki ilerleyen yaşlarda yönetici olursak “öyle olmamamız” gerekiyor!
20’li yaşlar kişisel yetkinliklerimizin yanı sıra “ilişkilerin” yaşamın omurgasında durduğunu öğrendiğimiz yaşlardır. Hani derler ya “ arkadaşının kim olduğunu söyle senin kim olduğunu söyleyeyim” diye… Bir anlamda öyledir. İlişkiler içinden yaşam şekillenir. Aslında kariyer yaşam boyunca hep bu ilişkilerin içinden yönetilir. Bu ilişkiler sayesinde iş teklifi alınır. Bu ilişkiler sayesinde uçurumun kıyısından dönülür. İlişkilerdir başarılara bizleri taşıyan. O zaman ilişkileri nasıl kurmak, nasıl yönetmek, yararsız olanlardan nasıl kurtulmak, iyi olanlarını nasıl uzun ömürlü yapmak gibi bir mesele bizi bekliyor olacaktır. Bunun da temelleri 20’li yaşlarda atılır. Evet ailemiz bu konuda bize yardımcı olacaktır ancak kendi doğrularımızı da inşâ etmemiz gerekecek.

www.gelecekdaha.net

10963838_886324221412311_1000677480_nBu dönemde bilerek ya da bilmeyerek yaşamın içine mentorlar girer. www.gelecekdaha.net adresini ziyaret edenler bu yazılanları daha iyi anlayacaklardır. Bir sosyal inovasyon ürünü olan bu platform yüzlerce öğrenciyi gönüllü mentorluk yapan yüzlerce profesyonel ile buluşturuyor. Gençler soruyor, mentorlar yanıtlıyor.
28 yaşına kadar insan ilişkileri yoğun ortamlarda çalışmak kişiliğin gelişiminde sadece ofis ortamlarında çalışanlara oranla farklı sonuçları ortaya çıkarabiliyor. Örneğin ben 20’li yaşlarımda üniversite ile birlikte; plaj temizleyiciliği, çaycılık, anketörlük ve gazetecilik gibi işlerde çalıştım. İnsanlarla yoğun iletişim içinde olmam gereken işlerdi bunlar. Her tür insanla karşılaşmak, tanışmak, farklı karakterleri, farklı davranışları gözlemlemek belki o zamanlar çok anlamlı gelmiyordu ama ilerleyen yıllarda o dönemde yaptığım bu işlerin çok yararını gördüm.
Genç arkadaşlarıma erken yaşlarda kafelerde mutlaka çalışmalarını tavsiye ediyorum. Hem sorumluluk almanın ne anlama geldiğini anlamaları hem de insan ilişkileri yoğun bir iş ortamının onlara katacağı zenginliği algılamaları açısından. Anketörlük bir diğer zenginlik alanı…
İlgi alanları yeteri olgunlukta keşfedilmişse, ilişki ağları gereği gibi örülmüşse, yerel ve küresel eğilimlerle ilgili genel gözlemler arka planda duruyorsa 28 yaşında nasıl bir yolculuk yapılması için karar verilebilecek dinamiklerin var olduğunu söyleyebiliriz. Bunları o güne kadar gereği gibi yapanlar zaten “şanslarını da” zorlamışlar demektir. Gerisi “doğru zamanda doğru yerde durmaya” kalıyor.

1 Yorum
  • Huseyin
    Temmuz 26, 2016

    Kesinlikle katılıyorum. Yazı için teşekkürler, uzun ama hiç sıkıcı değil.

Yanıt yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir