Oscar Skandalı ve Tarihin Affetmeyeceği Denetim Kepazelikleri

Dünyanın en saygın ödüllerinden biri kabul edilen Oscar,  “dalya” demeye yani 100. yılını kutlamaya ramak kala unutamayacağı bir gol yedi. 89. törenin finalindeki zarf kazasının faturası belki bu zarfların “yeddi emini” olan PwC denetim şirketine ve bu zarflardan sorumlu Brian Cullinan’a çıkarıldı ama bu kaza denetim şirketleri ile ilgili soruyu bir kez daha gündeme getirdi; “Kime güveneceğiz?”

Şirketler “itibar ve güven kazanmak için” bu sektörlerin kapısını çalıyorlar! Peki söz konusu sektörler kendi “itibarları ve güvenilirlikleri sorunluyken” nasıl bu işin içinden çıkacaklar?

Günümüzde hangi gereksinimden doğduğu meçhul ancak kendini “çok önemli işlerin adresi” olarak göstermeyi başaran sektörlerin başında her halde bu denetim şirketleri ve kredi derecelendirme kuruluşları geliyordur.

Onlar olmasa zaten güneş doğmayacaktır…
İnsanlık pusulasını kaybedecektir.
İş dünyası kafası kesilmiş tavuklar gibi oradan oraya koşturup duracaktır!

Bu denetim ve kredi derecelendirme kuruluşlarının “itibarları” ile ilgili sabıkaları ilgili sektörün “güvenilirliğine” yönelik şüphelerin hep gündemde kalmasına neden oluyor.

Enron 2001’de battı…
35 milyar dolarlık şirket bir gecede 80 sentlik şirket oldu.
Perde arkasındaki oyunculardan biri 80 bin kişilik denetim şirketi Arthur Andersen idi… O da battı!
Enron’un araladığı kapıdan geçen onlarca şirket bilanço sahtekârlıkları nedeniyle “kirli tarih sayfalarına adlarını yazdırdı”…
Binlerce yatırımcı mağdur oldu. Geleceklerini kaybettiler.
Oysa onlar “nasıl olsa bu şirketler bağımsız kuruluşlarca denetleniyorlar” güvencesi içindeydiler!

 

Çok değil 5 yıl sonra Wall Street’in duvarları çatladı.
Çatlayan duvarlar Türkiye Cumhuriyeti’nin GSMH’na eşit gelirleri olan şirketlerin üzerine yıkıldı.
Aralarında Lehman Brother’ın da olduğu “kapı gibi sağlam” şirketler birer birer tarih oldu.
Yatırımcılar yine bağımsız denetim şirketlerinin raporlarının güvencesi altında olduklarını sanıyorlardı.
Üstüne kredi derecelendirme kuruluşlarından (A) yani “Aferinli” karneleri vardı.
Dünya ekonomisi alt üst oldu. Hala toparlanabilmiş değil.

Yüzbinlerce kişi sadece evini, barkını, parasını değil “geleceklerini” kaybettiler!

Yani itibarları yerlerde sürünen sektörlerden “medet” uman küresel ekonominin kısır döngüsü içinde yaşam devam ediyor. Herkes bu sektörlerin varlığı sorguluyor ama “daha iyisi gelene kadar bunlarla idare etmek gerekir” çıkarımı yapıyorlar.

Hele bunların arasında bazıları müşterilerine “itibar yönetimi” danışmanlığı hizmeti vermeye de kalkmıyor mu?

Bu sektör saygınlığını ve güvenilirliğini ancak aynen müşterilerine yaptıkları gibi birbirlerini objektif denetleyebildikleri ve sonuçlarını şeffaf bir şekilde toplumla paylaştıkları zaman onarabilecek gibi görünüyor.

Yoksa gerçekten bu denetim ve derecelendirme şirketlerine gereksinmemiz var mı sorusuna cevap aramamız lazım!

 

1 Yorum
  • Ahmet S. Tükel
    Mart 9, 2017

    Denetim şirketleri de denetlenmeli ama nasıl? Her işlemleri denetlenecek ise, bunu yapacak yeni bir organizasyonun ne kadar kapsamlı olması gerektiğini düşünelim. Tabi onu da denetleyecek bir başka kurum olması gerekmez mi sorusu da gündeme gelecek! Sonuçta kötü niyet bir şekilde devreye giriyor. Yunanistan’ın rakamlarda yalan söylediğini ona kredi veren bankalar belki bilmiyorlardı, ne de olsa devlet tarafından yayınlanan rakamlar onlara sunulmuştu. Ama, bırakın şirketleri, devletlerin de yalana başvurabildikleri görüldü.
    Bu kapsamda değerlendirdiğimizde sorun güvenilirlik noktasına indirgenebilir. Bu da beraberinde yazıda gündeme getirilen soru
    işaretlerini sorgulamamıza yol açacaktır. Evet, Enron battı ama onu tavsiye eden Arthur Anderson da battı. Sonuçta piyasa yanlış davrananların cezasını verebiliyor, her zaman olmasa da.
    Bu saatte bu kadar..BJK Olimpiakos maçının ikinci yarısı başlıyor. GS’li olmama rağmen zevkle seyrediyorum, her ne kadar aptalca bir gol yemiş olsak da…

Yanıt yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir