KISA ÖZGEÇMİŞ

Stratejik İletişim Yönetimi alanında akademik ve profesyonel birikimi ve yüksek referansları bulunan Salim Kadıbeşegil, Kurumsal İtibar Yönetimi kavramının ülkemizde tanınması ve yer etmesine öncülük etti. Kadıbeşegil düzenli olarak aylık Brandmap ve Türkiye Etik ve İtibar Derneği’nin dönemsel yayını IN dergisine makaleler yazmaktadır.

Salim Kadıbeşegil ICCO (Uluslararası İletişim Danışmanlığı Şirketleri Birliği) Türkiye oluşumu İDA tarafından mesleğe olan katkıları nedeniyle Mart 2017’de Şeref Kürsüsü ile onurlandırılmıştır. Çalışmaları ve kitaplarına yerli ve yabancı 100’den fazla bilimsel çalışmada atıfta bulunulmuştur.

Salim Kadıbeşegil’in iletişim alanındaki 43 yıllık birikimi içinde yayımlanmış on kitabı bulunuyor:

  • Halkla İlişkilerin Temel İlkeleri, 1986”
  • Halkla İlişkiler Reçeteleri, 1992”
  • Halkla İlişkilere Nereden Başlamalı?, 1997”
  • Kriz Geliyorum Der, 2002”
  • İtibar Yönetimi, 2006”
  • Şimdi Stratejik İletişim Zamanı, 2009”
  • “Oyun Bitti, 2012
  • “Ya Kuşlar Rüzgâr Güllerine Çarparsa!”2015 (Blog yazıları derlemesi)
  • İtibar Yönetimi”, Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi, Reklamcılık ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu Ders Kitabı 2016
  • “Patronlar, CEO’lar ve Üst Düzey Yöneticiler için KURUMSAL DERSLER, 2019″

Kadıbeşegil, “Kurumsal İtibar Yönetimi, Kriz iletişimi yönetimi, Stratejik İletişim Planlaması, Kurumsal Sosyal Sorumluluk” konularında workshop ve seminerler vermekte, profesyonel konuşmalar yapmakta. 2014 yılına kadar Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesinde Global Kurumsal İletişim ve Liderlik Yönetimi  dersleri verdi. Kadıbeşegil RepMan İtibar Araştırmaları Merkezi Kurucusu ve Danışma Kurulu Üyesidir.


AYRINTILI ÖZGEÇMİŞ

1954 Ankara doğumlu olan Salim Kadıbeşegil, 1977 yılında Ege Üniversitesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. Profesyonel iş yaşamına 1975 yılında önce Demokrat İzmir daha sonra da Günaydın gazetelerinde muhabirlik ve sayfa sekreterliği ile başlayan Kadıbeşegil, 1978’de Turizm ve Tanıtma Bakanlığı’nda Basın Müşaviri olarak görev yaptı. 1979-1981 yılları arasında Washington D.C.’de Türkiye Büyükelçiliği Basın Müşavirliği’nde Basın Ataşe Yardımcısı  statüsünde “diplomat” olarak çalıştı. 1982 yılında Ege Bölgesi Sanayi Odası’nda Halkla İlişkiler Müdürü olarak görev yapan Kadıbeşegil, 1984 yılında İzmir Turyağ/Henkel’de Halkla İlişkiler Müdürü ve Pazarlama Koordinatörlüğü görevini bir arada sürdürdükten sonra 1988 yılında, Alman Hipp-Werk şirketinin bir ortaklık yatırımı olan  Hippsan’da Genel Müdür olarak görev yaptı. 1990 yılında stratejik iletişim ve halkla ilişkiler alanlarında faaliyet gösteren kendi şirketi ORSA’yı kuran Kadıbeşegil, halen Kurumsal İtibar Yönetimi ve Stratejik İletişim Yönetimi alanında hizmet veren bu şirketin Kurucu  Başkanı olarak görev yapıyor. Stratejik İletişim Yönetimi alanında akademik ve profesyonel birikimi ve yüksek referansları bulunan Kadıbeşegil, Kurumsal İtibar Yönetimi kavramının ülkemizde tanınması ve yer etmesine öncülük etti. Merkezi Londra’da bulunan Uluslararası İletişim Danışmanları Birliği, ICCO’da ülkemizi 1999-2004 yılları arasında Yönetim Kurulu Üyesi olarak temsil eden Kadıbeşegil, Capital Dergisi’nin “En Beğenilen Şirketler” ve “Kurumsal Sosyal Sorumluluk” araştırma projelerine danışmanlık verdi.. Kadıbeşegil 2001-2011 yılları arasında merkezi New York’ta bulunan “The Reputation Institute”un Türkiye temsilciliğini yürüttü. Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği ve Buğday Ekolojik Dönüşüm Derneği ve Türkiye Bilim Merkezi Vakfı Yönetim Kurulu üyeliklerinde aktif görevlerde bulundu.  Temsil ettiği ORSA Stratejik İletişim Danışmanlığı  aynı zamanda Global Reporting Initiative üyesidir.

KARİYER

Salim Kadıbeşegil’in iletişim alanındaki 42 yıllık birikimi içinde yayımlanmış dokuz kitabı bulunuyor:

  • Halkla İlişkilerin Temel İlkeleri, 1986”
  • Halkla İlişkiler Reçeteleri, 1992”
  • Halkla İlişkilere Nereden Başlamalı?, 1997”
  • Kriz Geliyorum Der, 2002”
  • İtibar Yönetimi, 2006”
  • Şimdi Stratejik İletişim Zamanı, 2009”
  • Oyun Bitti, 2012″
  • “Ya Kuşlar Rüzgâr Güllerine Çarparsa!” 2015 (Blog yazıları derlemesi)
  • İtibar Yönetimi, Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi, Reklamcılık ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu Ders Kitabı 2016″
  • “Patronlar, CEO’lar ve Üst Düzey Yöneticiler için KURUMSAL DERSLER, 2019″

Kadıbeşegil, MediaCat Communication Institute’ de ve İletişim Danışmanları Derneği İDA’da  “Kurumsal İtibar Yönetimi, Kriz iletişimi yönetimi, Stratejik İletişim Planlaması, Kurumsal Sosyal Sorumluluk” konularında workshop ve seminer programları yaptı. Halkla ilişkiler, Stratejik İletişim, Kurumsal İtibar Yönetimi, Kriz İletişimi, Kurum İçi İletişim konularında yerli ve yabancı yayınlarda yayımlanmış 100’den fazla makalesi vardır. Kadıbeşegil,  2014 yılına kadar Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesinde Liderlik Yönetimi  dersleri verdi. Kadıbeşegil RepMan İtibar Araştırmaları Merkezi Kurucusu ve Danışma Kurulu Üyesidir. Aynı zamanda INBREC (Uluslararası Marka ve İtibar Yönetimi Topluluğu) yönetim Kurulu Üyesidir.

Salim Kadıbeşegil ICCO (Uluslararası İletişim Danışmanlığı Şirketleri Birliği) Türkiye oluşumu İDA tarafından mesleğe olan katkıları nedeniyle Mart 2017’de Şeref Kürsüsü ile onurlandırılmıştır. Kadıbeşegil ayrıca Ege Yönetim Danışmanları Derneği onur üyesidir. Çalışmaları ve kitaplarına yerli ve yabancı 100’den fazla bilimsel çalışmada atıfta bulunulmuştur.

KONUŞMA KONULARI

Küresel bireyler

Bilgi toplumu içimizdeki değerlerin yeşermesine neden oldu. On yıllardır baskı altında yüreklerimize gizlediğimiz ve her birimize ait değerler teknolojinin sundukları ile dünyanın dört bir tarafında yankılanmaya başladı. Başta, insan hakları, çevre kirlenmesi, adaletsizlik olmak üzere bir çok konuda evrensel bir platform oluştu. İşte bu platformu oluşturan “küresel bireyler” günümüzde hükümetlerden bile güçlü bir hale geldi.

Başarı için çalışanların memnuniyeti veya bağlılığı değil “mutluluğu” önemli

1990’lar “çalışan memnuniyeti” kavramı ile tanıştığımız yıllar olarak iş dünyası tarihine geçti. 2000’lerin başında memnuniyetin değil “bağlılığın” daha önemli olduğunu gördük. Çalışan politikalarını bağlılık sonuçlarına uyarlamaya çalıştık. Ancak bununda yetersiz olduğu gerçeği bizi “çalışan mutluluğu” kavramına götürdü. Günümüzün başarılı şirketleri çalışan mutluluğunu önemseyen ve hayata geçirenler olarak karşımıza çıkıyor.

İtibar yönetimi çalışan motivasyonunu tetikler

Çalışanların motivasyonu “bir” numaralı sorun. Ekip çalışmasını “neler” tetikliyor konusuna kafa yoruyoruz, aslında çözümler de üretiyoruz ama saman alevi gibi birkaç gün sonra hepsi uçup gidiyor. Oysa ki “itibar yönetimi” uzun soluklu ama kalıcı bir tercih. Çünkü şirketlerin olduğu kadar çalışanların da kariyerlerinin bir parçası. O zaman itibar yönetimini çalışanlara nasıl indirgeyeceğiz?

Dokuz Adımda İtibar Yönetimi

Kritik soru şu; itibarımızı yönetmekten daha önemli bir işimiz var mı? Tüketicilerin/müşterilerin sadakati, referansları, nitelikli çalışanların adresi, bireysel ve kurumsal yatırımcıların tercihi gibi iş sonuçlarını sürdürülebilir kapsamda elde etmek pek de ulaşılmaz bir hedef değil. Topu topu dokuz aşamalı bir süreç yönetimi…

İtibar yönetiminin dijital halleri

Sosyal medya fenomeni bir anda itibarı delik deşik edebiliyor. Türkiye’den ve dünyadan canlı örnekler her an bizim da iş dünyası tarihine “itibar lekesi” ile geçmemize neden olabilir. Kasıtlı saldırılar, rakiplerin fırsatları değerlendirmesi gibi boşluklar sosyal medyadan üzerimize sıçrayabilir. Nasıl korunacağız, ne yapacağız?

Şirketler itibar risklerinin ne kadar farkında?

Riskler sadece finansal içerikte mi olmalı? İş dünyasının içindeysek her tarafımız risk dolu ama bunların önemli bir kısmı “itibar riski”… Nasıl ayırt edeceğiz, nasıl tanımlayacağız ve en önemlisi itibar risklerimizi ortadan kaldırmak için neler yapacağız?

Sürdürülebilirlik stratejilerini çalışanlara indirgemek

Gelecek kuşaklara yaşanabilir dünya bırakmak hepimizin ortak arzusu. Ancak bugünün gereksinimlerini karşılarken bunu nasıl yapacağız? Bir yandan iklim değişikliğinin şirketler üzerinde yarattığı baskı, diğer yandan sivil toplumun ve regulasyonların talepleri sürdürülebilirlik meselesine farklı bir yaklaşımı gerektirmiyor mu?

Tek kimlikli dünyada çok kimlikli yaşamak

Hepimizin dünyanın “her hangi” bir yerinde “her hangi” bir insan olarak dünyaya geliyoruz. Deri rengimiz beyaz, sarı veya siyah olabilir. Zaman yolculuğu içinde içinde bulunduğumuz kültür karmaşasında din, dil, ırk başta olmak üzere başka kimliklerle evleniyoruz. Öyle si “insan” olarak dünyaya geldiğimizi bile unutuyoruz. Peki; nasıl insan kimliğimizle tekrar buluşacağız?

Yaşamda ya İZ bırakırsınız ya da İS

İz bırakabilmek için çok büyük şeyler yapmaya kalkışmak gerekmiyor. Çok büyük paralar harcamak da anlamsız. İz bırakanların ortak özellikleri var. Bunlar neler mi?

*          Çatışmalara değil mutluluğa odaklanırlar.
*          Kopyalardan değil gerçek kültürlerden beslenirler.
* Bilgiyi, birikimi ve deneyimi karşılıksız paylaşırlar.
*          Koşturmadan zamana yayarlar.
*          Hedeflerle değil sonuçlarla yaşarlar.
*          Yereli önemserler ancak küresel düşünürler.
*          Dakikaları yaşam sanatına dönüştürürler.
*          Adalet terazisinin bir kefesine insanı, diğerine doğayı koyarlar.
*          Onların zenginliği, saygının içinde gizlidir.

Dünyanın en büyük şirketleri “varlık nedenlerini” neden değiştirdi?

2008’de finansal kriz ile Wall Street’in duvarları çatlamıştı.Aradan geçen zamanda duvarların onarılması bir yana dünya ekonomisi daha beter hale geldi. 2020’de ise dünyanın en büyük şirketlerini temsil eden Business Roundtable “şirketlerin varlık nedenini” değiştirerek kapitalizmin “resmen” sona erdiğini, yeni bir döneme “zorunlu”  başlangıç yapıldığını duyurdular. Peki bundan sonra ne, nasıl olacak?

Protest Brands

Protest Brand’lar aynen marka gibi yönetilen bir kavram. Ortada bir “fikir” var. Bu fikirler genellikle toplumsal yaşamın duyarlılıklarının görmezden gelinmesi karşısında sokakta yürüyen herkesin ortak tepkisini dile getirmek ve yetkilileri harekete geçirmeye yönelik.  Adalet, etik, şeffaflık, sorumluluk, hesap verilebilirlik ilkeleri marka özünü oluşturuyor. Fikrin odağındaki düşüncelerin oraya buraya çekiştirilmeden, bir görüşte, bir okuyuşta net bir şekilde anlaşılması için bir slogana veya bir görsele ya da her ikisine birden gereksinim duyuluyor. Bu fikrin temsil ettiği slogan ve görselin etrafında toplaşanlar da kendi aralarındaki dayanışmayı eylemle ilişkilendiriyorlar.