Sign up with your email address to be the first to know about new products, VIP offers, blog features & more.

TV Dizilerindeki Şiddetten Hangi Markalar Sorumlu? (*)

By Posted on 0 No tags 0

Kitabın ortasından giriş yapayım: “Reklam verenler yalnızca ekran satın almaz; o ekranın ürettiği kültüre de ortak olur.”

Televizyonlarımızdaki dizilerde üretilen ve bazı araştırmalara göre “özendirilen” şiddetten söz ediyorum!

Mesela, Bayram Çağlar’ın çalışmasındaki şu saptama önemli: “Türkiye’de yerli dizi olarak ifade edilen ve prime time kuşağında yayımlanan belli başlı dizilerdeki şiddet gösterimi hakkında çeşitli raporların incelenmesinin sonrasında fiziksel ve psikolojik şiddete bağlı olarak reel hayattaki pratiklere benzer ve koşut bir durumun olduğu sonucuna varılmıştır.” [1]

Özellikle her gün kadın cinayetlerine tanık olduğumuz ortamda araştırmalar toplumsal gerçeklikten hareketle bu cinayetlerinin her yıl daha da artmasının, televizyonun gösterime sunduğu ve özellikle yerli dizilerdeki şiddetin bir ilişkisini bulunabileceğine işaret ediyor.

Olgun Küçük’ün çalışmasında da hocamız Ünsal Oskay’dan alıntı yapılarak şu tespite yer veriliyor:

“Televizyonda şiddete ve cinselliğe fazlaca yer verilmesinin başka nedenleri de vardır. Bu nedenlerden biri de toplumsal yaşamda şiddeti doğallaştırma çabasıdır. Medya, “şiddeti” günlük hayattın sıradan olayları arasında göstererek onu olağan bir durum olarak sunmaktadır. Böylece toplumsal yaşamda şiddet uygulayan kişilerin uygulamaları destek bulacak ve hiyerarşik yaşam biçimi topluma daha kolay empoze edilecektir.”[2]

Derdimiz günlük yaşamın içinde iliklerimize kadar hissettiğimiz “şiddet”. Trafik ortamında bastıramadığımız öfkemiz, kadın cinayetleri ile kin kusmanın intikamla harmanlanması, okullarda akran zorbalığı, alacak-verecek hesaplaşması gibi her an bir şekliyle kendimizi de içinde bulacağımız türden dışarısının karanlık göründüğü bir yaşam penceresinin önündeyiz.

Televizyonlarda şiddeti özendirdiği iddia edilen dizileri pazarlamanın “görünen eli” markalar reklamları ile ayakta tutuyorlar.  Dolayısıyla şiddet kültürüne ortak oluyorlar!

Ama asıl beni hayrete düşüren tespit “sessiz çoğunluk yanılsaması” olarak tanımlayabileceğim kadın tüketicilerin bu duruma tepkisiz kalmaları! Bu dizileri reklamları ile finanse eden markalar çok doğaldır ki pazarlamanın genel kuralı içinde nihai tüketicinin kalbine ve cüzdanına ulaşma gayreti içindeler.  Adına “reyting” dediğimiz izlenme oranlarının kuyruğundaki bu cinayetlere özellikle kadınların sessiz kalmalarını anlamakta güçlük çekiyorum.  Bugünün reytinginin yarının itibar erozyonu olduğu gerçeğini ancak kadın tüketiciler masaya koyabilir. Markalar kadınlara ürün satıyor -eyvallah- ama bu dizilerin kadınların maruz kaldığı şiddet kültürüne yatırım yaptıkları ancak “onlar” tepki verirlerse anlaşılır!

Diziler kendi özgün finans kaynakları ile tabii ki yayınlanabilir. Bunu “ticari bir girişim” kulvarında yasal bir uygulama olarak ekrana gelmesi karşısında içinde şiddete özendirme varsa yine söyleyecek sözümüz olacaktır. Ama bu yazıdaki derdimiz markaların “şiddetin özendirilmesine ortak olmaları” ile ilgili. “Yüksek izlenme oranları olduğu sürece içeriğinde ne olduğu beni ilgilendirmez” anlayışı ile finanse edilen şiddet konulu dizileri bütçeleri ile destekleyen markaların, sosyal sorumluluk projelerindeki samimiyetleri, anneler günü, kadınlar günü gibi özel günlerin kutlanmasındaki “baş rol” oynama iddialarını, etik kurullarının ne işe yaradığını sorgulamak anlamlı değil mi?

Bu markaları yönetenler, -özellikle kadınlar- bu markaların yönetici koltuklarında oturan liderler -yine özellikle kadınlar-, “etik körlük” içindelerse bu dizilerden pazarlanma anlamında nemalanma stratejilerinin akşam haberlerinde tanık olduğumuz cinayet görüntülerine kadar uzandığını görmeleri gerekmiyor mu? Cam tavanları kıran kadınların, kanlı ekranları görmezden gelmesi bir çelişki değil mi?

Şiddeti özendiren bu diziler karşısında meslek kuruluşlarının sorumluluğunu yeteri kadar tartıştık mı? Reklamcılar Derneği, Reklamverenler Derneği, Pazarlama ve halkla ilişkiler, iletişim dünyasını temsil eden meslek kuruluşlarının diyecek bir şeyleri yok mu? Özellikle kadınları temsil eden sivil toplum kuruluşlarının markaların bu konudaki sorumluluklarını hatırlatıcı yaygın mecralarda kamu spotu niteliğinde farkındalık artırıcı çalışmalarına neden tanık olamıyoruz?

RTÜK alkol ve sigara görüntülerini engellememe çabalarını büyük bir hassasiyetle yönetirken, dizilerdeki motosikletli tetikçiler, şiddet, silah, cinayet görüntülerinin neden olduğu toplumsal travmayı “pas” mı geçiyor? Aslında RTÜK’ün 2020 yılında yaptırdığı “Televizyon yayınlarında şiddet” araştırması bulguları “bir şeylere el atılması” gerekliliğini ortaya koyuyor.[3]  bu araştırmadan bir yıl sonra RTÜK’ün yayıncılara gönderdiği uyarı yazısı bir kısmımızın umutlanmasına neden olmuş olabilir.[4]

Üst Kurul bu yazısında, reyting kaygısıyla ortaya konulan şiddet odaklı yayın politikalarının yakından takip edildiğini şu şekilde duyuruluyor:

“…Medyada şiddet içeren görüntülerin ele alınmasında model alma ya da sosyal öğrenme süreçlerinin temel rol oynadığı araştırmacılar tarafından kabul edilmektedir. Medya aracılığı ile saldırgan davranışlar öğrenilebilir, özellikle de erken yaştaki bu tarz deneyimlerin, çocukların gelişim döneminde, öğrenme süreçleri ve toplumsal normalizasyonu geliştirmeleri üzerinde güçlü negatif etkilerinin olduğu kabul edilmektedir. Televizyon gizli kalmış ve henüz uyarılmamış davranışları uyararak açığa çıkarabilecek psikolojik bir uyaran işlevi de görmektedir. Diğer yandan, şiddet, korku içeren görüntülere maruz kalan çocuklarda, dünyanın güvenli bir yer ve insanların güvenilir olduğu algısının kaybı ortaya çıkabilir; çaresizlik duygularının yaşanmasına ve insanlara olumsuz, karamsar bakış açısı getirilmesine zemin hazırlayabilir.”

Üst kurul ayrıca, 8 Mart 2024 Dünya Kadın Emekçiler gününde de “Medyada Kadına Yönelik Şiddetle Mücadeleye İlişkin Etik İlkelerioluşturulduğunu duyurdu.[5] Anlamlı ve değerli bir içerik: “So what!” Her gün bir kadın cinayeti haberi ile uyanıyoruz ve bu cinayetlerin rüzgarının şiddeti özendiren TV dizilerine uzandığını, bunların da markaların bütçeleri ile servis edildiğini biliyoruz!

Bizim kuşak “Kaynanalar” dizisi ile ekran başındaydı. “Bizimkiler” ile neşemizi buluyorduk. “En son babalar duyar” defalarca izlemekten bıkmadığımız televizyon dizileri arasındaydı.  Hala ekranlarımızda hem de aynı anda birkaç kanalda gösterimde olan ”Çocuklar duymasın” ve  “seksenleri” (1980’ler) bıkmadan repliklerini ezberlemiş olmamıza rağmen izlemeye devam ediyoruz. Dahası bunlar hala reklam alıyorlar!

Aslında markalar cephesinden baktığımızda burada bir fırsat var. Düzenleyici kurul güdümündeki yaptırımları beklemeden kendi iradeleri ile “şiddet içeren dizilerden uzak durduklarını” belgeleyen bir yaklaşım onların tüketici nezdindeki itibarlarını ve güvenilirliklerini artırır. Toplumun duyarlılıkları ve değerleri ile örtüşen bu belgelemeyi de pazarlama dünyasındaki meslek kuruluşlarının ortak bir komitesi bu iradeyi destekleyen bir logoyu markaya iliştirilmesiyle gerçekleştirebilir. Ben mesela ilk yıldızları “Ana konusu kadına ve çocuğa uygulanan şiddet olan dizi ve programlara reklam vermeme, sponsor olmama ve ürün yerleştirmede bulunmama kararı alan” Samsung ve MediaMarkt ‘a verdim bile!

Kan gövdeyi götürmeden de ekran rekabeti yapılabileceğini markaların “etik ve adil olmak, şeffaflık, sorumluluk ve hesap verilebilirlik” kantarında tartması gerekiyor.

 

(*) BrandMap Dergisi (Ocak-Şubat 2026 2. sayısında yayınlanmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[1] Çağlar, B. (2020). Televizyon Dizileri ve Şiddeti Özendirme İlişkisi: Prime-Time Kuşağındaki Yerli Diziler. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Akademik Dergisi (4-5), 131-144.

[2] Küçük Olgun; Öğr. Gör., Karabük Üniversitesi, Safranbolu Meslek Yüksekokulu, (Oskay, Ünsal (2001). İletişim ABC’si. İstanbul: Der Yayınları) Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi / The Journal of International Social Research Cilt: 14 Sayı: 77 Nisan 2021 & Volume: 14 Issue: 77 April 2021

[3] RTÜK: https://www.rtuk.gov.tr/Media/FM/Birimler/KAMUOYU/televizyon_yayinlarinda_siddet_2020.pdf

[4] RTÜK: Haber Bülteni: 27.12.2021

[5] Ekonomim: 8 Mart 2024

Henüz yorum yok.

Ne düşünüyorsun?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir