Gazeteci Nedim Atilla’nın Egede Son Söz’de yayımlanan bu yazıyı RTÜK duvarlarına asmalı!
Siverek’te bir okulda yaşanan şiddet, bu ülkenin eğitimcilerini ortak bir vicdanda buluşturdu. Türkiye’de 7 sendikanın aldığı kararla öğretmenler iş bıraktı.
Bu, sıradan bir sendikal eylem değil. Bu, kültürel bir itirazdır.
Çünkü mesele yalnızca bir okulda yaşanan olay değil; mesele, bir toplumun çocuklarına hangi hikâyeleri anlattığıdır.
Bu topraklar, masallarla büyüdü. Dede Korkut anlatılarıyla, halk hikâyeleriyle, imece kültürüyle…
İyilik kazansın diye anlatılırdı hikâyeler. Zorbalık değil, bilgelik yüceltilirdi. Güç, kaba kuvvette değil; adalette aranırdı.
Bugün ise başka hikâyeler anlatıyoruz.
Şanlıurfa Siverek’te okulda 16 kişiyi yaralayan silahlı şahsın hareketleri Çukur, İçerde, Üç Kuruş, Yeraltı gibi dizilerde sağa sola kurşun yağdıran karakterlerle aynı!
Ahmet Minguzzi ve Atlas Çağlayan’ı katleden yaratıkların kopyalandığı sokak çetesi dizilerini çeken, yayınlayan ve yayınlanmasına izin verenlerin de üzerinde büyük vebal var!
Bu yapımlar sadece TV’de yayınlanmıyor, sosyal medyada da sürekli gençlerin önüne çıkıyor. Gece gündüz illegal işler yapıp yüzlerce silahla sokaklarda birbirine kurşun sıkıp öldüren, bıçaklayan, bunu da gençlerin sevdiği müziklerle ekrana sunan yapımların topluma atom bombası atmakla eş değer olduğunu defalarca söyledik.
Televizyonu açtığınızda karşınıza çıkan dünya bugün şudur: Şiddet bir dil değil, bir kimliktir.
İnsan hayatı ucuzdur. Öfke meşrudur. İntikam, neredeyse bir erdem gibi sunulur.
Ve en tehlikelisi: Bütün bunlar estetik bir ambalajla verilir.
Artık mesele şiddetin varlığı değil; şiddetin cazip hale getirilmesidir.
Öğretmen Neye Karşı Direniyor? Bugün öğretmenler sadece müfredatı anlatmıyor. Aynı zamanda bir kültürel aşınmaya karşı direniyor.
Ama gelin şimdi akşam televizyonu açalım. Bir kanalda infaz. Diğerinde hesaplaşma. Bir başkasında mafya raconu. Kurşunlar havada uçuşuyor, insanlar gözümüzün önünde öldürülüyor.
Sonra aynı ülkenin öğretmenleri sınıfta “şiddet kötüdür” diye anlatmaya çalışıyor.
Bir yanda sınıfta kurulan cümleler; “Empati kur”, “konuşarak çöz”, “birlikte yaşa”…
Diğer yanda ekranlardan akan imgeler; “Güçlü ol, korkut, yok et.”
Bu iki anlatı arasındaki uçurum, işte bugün iş bırakma kararına dönüşen kırılmadır.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ve Kültürel Sorumluluk… Bir toplumun kültürel yönü yalnızca sanatla değil, denetimle de şekillenir.Bu noktada Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun rolü tartışılmazdır.
Ancak soru şu: Denetim, yalnızca teknik bir süreç midir?Yoksa aynı zamanda bir kültür politikası mıdır?






Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Reklamcılık ve Halkla İlişkiler Bölümü için hazırlanmıştır.
İçeriği görmek için görsele tıklayınız
- Ücretsiz, indirebilirsiniz.
Ne düşünüyorsun?